Yalnız Yürümeyeceksin

Bu durumu annem ile konuşunca hiç hoş karşılamadı ve çevremizin

Öyle yoruldum ki, yoruldum dünyayı tanımaktan…

Saçlarım çok yoruldu, gençlik uykularımda…

Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman,

Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.

İsmet Özel Beyefendinin 1972 yılında şu an içerisinde bulunduğum vaziyete tercüme olan sözleri ile başlamak istedim yazıma. Hikayem pek çoğunuzdan farklı ve pek çoğunuz ile aynı. Orta sınıf bir ailede iki zıt görüşte insanın çocuğu olarak dünyaya geldim, büyürken bu sınıfsal farkı derinlemesine deneyimledim. Ülkede hiç iyi bir biçimde anılmayan x gülerin okullarına, sohbetlerine gittim el kadar çocukken. Bu ortamda yaşadıklarım ve üzerime kalan travmalardan bahsetmek istememekteyim çünkü konum bu değildir. Yine aynı şekilde mini mini bir çocuk iken ülkenin “seküler” ve “modernist” olaraktan geçinen siyasi partisinin mitinglerine, organizasyonlarına giderdim, büyükannem kadın kolları başkanıydı bu x partisinde… Kısaca sabah kuran hatmi yaparken akşama bayrak sallarken çok buldum kendimi. Ailem her ne kadar bu ziyade zıt uçlarda insanlar olsa da benim Kapanmamda şiddetli bir baskı içerisinde bulunmadılar yine de her şeye rağmen belirli toplumsal kalıplara sahipler. Ben trans maskülen bir bireyim. Kısaca açıklamak gerekir ise kendimi he/him yani erkek spektrumu içerisinde görüyorum ve bu pek de hoş karşılanan bir şey değildir… lisenin ilk yılında ailem daha oturaklı olmam ve âsiliğimin törpülenmesi maksadı ile beni İmamhatip Lisesine yolladılar. Burada tarzım ve yönelimim yüzünden okul idarecileri, hocalar ve öğrenciler tarafından çok yönlü bir zorbalık ve taciz zincirine maruz kaldım. Ardından okulumu yaşananlar neticesinde değiştirdim lâkin olduğum kişi yüzünden yargılanmak kaygısı o ziyade içime işlemiş bir vaziyetteydi ki 10. Sınıfın başında kapanma eylemini gerçekleştirdim. Bunu yaptığım gün mevlit kandiline denk gelmişti ve ben de “ vay! Gördün mü işte, tanrının istediği yolu seçmenin mükafatı budur. Peygamber de seni destekliyor, saçma fikirleri bırakma vaktin geldi. “ diye düşündüm. Oysa aradan geçen yıllar bana hiç iyi gelmedi, kendimi ifade edememenin altına her geçen gün boğulduğumu hissettim. İntihar etmeyi denediğim geceler, sabahın ve ışığın olmadığını hissettiğim vakitler oldu. Neredeyse belime kadar gelen bukleli saçlarımı ağlayarak kazıdım, bir nebze olsun içimdeki boşluk geçer umudu ile… tüm bu özetini geçtiğim süreçler neticesinde açılmak kararı aldım çünkü pek az zaman kalan 18. Yaşıma, ait hissetmediğim bir gösterge ve cinsiyet ile girmek istemiyorum. Bu durumu annem ile konuşunca hiç hoş karşılamadı ve çevremizin, arkadaşlarımın, komşuların da yargılayacağından oldukça eminim. Küçücük bir şehirde yaşıyorum ve öncesinde pardesü, ferace gibi şeyler bile giydim, sırf düzgün ve ahlaklı bir “kadın” olarak görülebilmek için. Oysa artık ruhum içimdeki labirentlerde dehşetler içinde çığlıklar atıyor, olduğu kişi ile var olmak istiyor. Belki size tuhaf gelip yargılarsınız nitekim trans yönüme ve yönelimime rağmen inançlı bir insanımdır. Bunun yanlış da olduğunu düşünmüyorum ya da başımıza bir örtü takıp takmamanın… yaratıcının bizim görünüşümüzle değil özümüz ile alakadar olduğu fikri daha cazip geliyor. Şatafatlı örtülerin ve toplumsal rollerin ardına bürünmüş ruhsuz bir ceset olmaktansa kusurlu lâkin yaşayan, deneyen bir kul ve insan olmak daha ziyade hoş duruyor. Belki çok zor… Oysa karanlık ışığı doğurur hep daha aydınlığa. Yukarıdaki şiirin son dizelerini anarak bitirmek istiyorum yazımı.

Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın,

Başından başlayabilirim…