Yalnız Yürümeyeceksin

Kendi hayatımdan değil

Merhaba arkadaşlar, ben [gizlendi]

Bu mektubu size tam da kalbimin ortasından yazıyorum. Umarım birilerine yol olur, birilerine nefes olur…

Kendi hayatımdan değil, bizzat şahit olduğum hayatlar üzerinden bir hakikati haykırmak istiyorum: Şu hayatta insanı dış görünüşü kadar yanıltan başka hiçbir şey yok.

Yurt koridorlarında, üniversite amfilerinde ne manzaralara şahit oldum bir bilseniz… Dışarıdan bakınca son derece hanımefendi, tesettürlü görünen bazı insanların inançtan ne kadar habersiz ve kalpsizleşebildiklerini gördüm. Aynı şekilde; dışarıdan son derece seküler, modern ve eğitimli duran profillerin ise ne denli önyargılı ve despot olabileceğine şahit oldum.

Sırf başı açık diye mescide gitmeye çekinen gencecik kızlar gördüm bu yollarda. Ve ne acıdır ki; tesettürlü bazı kızların, sırf açık diye namaz kılan bir başka kadını nasıl hedef haline getirdiğine bakakaldım. Zihinlerindeki o kibirli denklem şuydu sanki: “Ben bu sıcakta bunca zorluğa katlanıp kapanıyorum, o ise açık haliyle benimle aynı Cennet’e mi girecek?” Cennetin tapusunu ceplerine koymuş gibi, Allah adına hüküm dağıtıyorlardı. Ve o genç kız, onların o soğuk bakışları yüzünden mescidi terk etti; namazını gizli saklı köşelerde kılmaya başladı…

Başka bir odada ise bir genç kızın, sırf kendi gibi giyinmiyorlar diye oda arkadaşlarına “Bunun azabını çekeceksiniz!” diye parmak salladığına şahit oldum. Diğer yanda ise kendi halinde, kimseye karışmayan tesettürlü kızların, “modernlik” maskesi arkasına sığınanlarca nasıl ezildiğini, çarşafına ve inancına nasıl laf edildiğini izledim.

Gerçekten çok garip, çok yakıcı bir çağdayız… İnancını koruyabilmek, elinde kor bir ateşi tutmaya benziyor.

Sosyal medyayı açıyorsunuz; Kadını aşağılayan uydurma söylemleri Kur’an’ın önüne geçirip İslam’ı kadın düşmanıymış gibi gösteren, kadını köle ya da “cehennem odunu” gören zihniyetler türemiş. En nefret ettiğim ise; güya tesettür ayeti ilk kendine inmiş gibi davranıp kadını bir objeden ibaret sayan o kafa… Kadın kapalıysa “gülmemeli, çalışmamalı, erkeğe köle olmalı”; açık ise “başka gözle bakılmalı” sanıyorlar. Zihinler ne ara bu kadar çürüdü? Ne ara bu kadar vicdansız, bu kadar dejenere bir toplum olduk?

Ve ne yazık ki yine “kadının en büyük düşmanı kadın” oluyor. Kimi ötekine “Cehennemliksin!” diye bağırıyor, kimi diğerinin örtüsüne dil uzatıyor.

Oysa bizim dinimiz, dünyanın en merhametli, en güzel dini… Bizler, kuşu vefat eden küçük bir çocuğa başsağlığına giden, alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamber’in ümmetiyiz! Böylesi mübarek bir insanın kadını hor görebileceğine nasıl inanırsınız? Rahmân ve Rahîm sıfatlarının yüceliğine kurban olduğum Rabbimin, kadınları bu denli küçümseyeceğine nasıl ihtimal verirsiniz? İşte tam da bu yüzden, kıyamet günü hesap çok çetin geçecek…

Veda Hutbesi’nde kadını emanet bilen O Yüce Peygamber’in ardından, kadın haklarını yavaş yavaş dinin içinden kazıdılar. Hadisler üzerinden kadınları dininden, Rabbinden soğuttular. Oysa Kur’an’ın süzgecinden geçmeyen, O’nun ayetleriyle örtüşmeyen hiçbir söz O’na ait olamaz. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’deki kadınla ilgili ayetleri dahi, tarih boyunca çoğunluğu erkek olan alimler kendi zihniyetlerine göre evirip çevirip yorumladılar. Oysa Arapça’nın o derin, zengin dünyasındaki gerçek tefsir bu değil!

Size tek bir istirhamım var:

Ne olur birbirinize düşman olmayın! Kadın, kadının yurdu olmalı; kurdu değil. Birbirimizi hedef haline getirmekten, kıyafetler üzerinden Cennet-Cehennem bileti kesmekten vazgeçelim.

Ve ne olursa olsun… Rabbinizden ve dininizden asla vazgeçmeyin.

Açıldınız mı? Yine namaz kılın, yine Kur’an okuyun. Günah mı işlediniz? Yine secdeye kapanın. Allah’ın zikrinden ve merhametinden asla yüz çevirmeyin. Kim olursanız olun, ne yaşamış olursanız olun, tutunun O’nun ipine…

Çünkü bu dünya gerçekten çok boş, geçici ve yalan. Bizi kurtaracak olan şey birbirimizi yargılamak değil; kalbimizde ki o temiz inanç ve birbirimize göstereceğimiz merhamettir.