Sekiz yaşındayken ‘trikotillomani’ adı verilen psikolojik hastalığım baş gösterdi.

Kendimi kötü hissettiğimde aklıma hep siz gelirsiniz. Ben, somut olarak belki yalnızdım ama hiç görmediğim, sırlarımı fısıldadığım, bazen kendimden bile yakın hissettiğim, aramızda kilometreler olan yakın arkadaşlarım vardı. Hayattaki tek gayem kendimi, ne olduğumu, ne yaptığımı herkese korkmadan haykırmaktı. Düşünceler bizi güçlü kılar, korkusuz yapardı. Biliyordum, en başından beri. Ben biliyordum ki ben aynadaki kız değildim, hiçbir zaman da olmayacağım.

Benim özgürlük hikâyem ben dokuz yaşındayken başladı. Her şeyi başlatan bir çizgim var; yaklaşık sekiz yaşımdayken ‘trikotillomani’ adı verilen psikolojik hastalığım baş gösterdi. Bu; elinde olmadan, amaçsızca saçlarını yolma hastalığıdır. İnanır mısınız; hiçbir amacım ve acım olmaksızın, fark bile etmeden dakikalarca saçlarımı yolabilirdim ve işin en kötü kısmı bunun bana zevk vermesiydi. O kadar ileri gitmiştim ki artık ense kısmımda yoluklar çıkıyordu. Bu hastalığın nedeni annemin ve babamın en ufak bir şeyi bile dayatması ve İslami açıdan her şeyi doruklarda yaşamamızdı. Annem çarşaflı, babam ise Müslüman zannediyor kendini. Saçlarım o dönemde berbattı. Arkadaşlarım garip garip bakıyordu, özgüvenim yerle bir oluyordu. Kendimi hep sakladım, o kadar çok sakladım ki ben bile kendime çok geç ulaştım. Yolda yürürken biri ensemi görmesin diye kafamı hep dik tutardım.

Beşinci sınıfa geçtiğimde ise, ki henüz adet bile olmamıştım, annem bir anda ‘Kapanacaksın’ dedi. Küçüklüğünden beri uzun elbiselerle gezen, yarım örtüler takan ve koltuk altını belli edecek şeyler, şortlar, taytlar giyemeyen benim için zor bir şey değildi bu. Ertesi gün sokağa çıktığımda gözlerim doldu. Bir yandan da mutluydum, inkâr edemem asla. Sonuçta artık saçlarıma bakmıyorlardı, garip bir ensem yoktu! Boyumdan uzun olan eteğimle okula yürümeye başladım. Herkes garip baktı. Bacak kadar çocuğum daha. Okulum İmam Hatip’ti. Okulda herkes nasıl tebrik ediyor, sarılıyor, öpüyor… O kadar mutluydum ve aynı zamanda o kadar acı içindeydim ki… Üç seneyi kendimi, kendimi sevmeye zorlamakla geçirdim.

Sekizinci sınıfta mekanizmam tam anlamıyla çöktü. Dini içten içe her zaman sorgulayan bir insandım ve artık bir deisttim. Bir kızla tanıştım ve saçlarında güneşimi buldum. Onu her gördüğümde adeta yeniden doğuyordum. Kandan iğreniyordum ve sol kolumda kesilecek yer kalmamıştı. Arkadaşlarımdan uzaklaştım ve geceleri elimde falçata tutarak uyumaya çalıştım. Başta hocalarım olmak üzere ailem de bu durumu fark etti. 1,5 yıl ilaç tedavisi gördüm. Yaz tatiline geldik ve ben babama İmam Hatip’e gitmemek için resmen yalvardım. Babam, sanki o okulu okuyan, geleceği şekillenen kendisiymişçesine beni o okula gönderdi. O kadar kötü hissettim ki bunu anlatacak bir betimlemem yok. Kafeste tutulan deney faresi olabilirim.

Şimdi dokuzuncu sınıftayım. Umursadığım tek şey kendimim ve bir de benim geçtiğim yoldan geçmiş insanlar. Geleceğimiz hayallerimizden daha güzel olacak, sizi seviyorum.

(Görsel: Kerry Phippen)

Comments (2)

  1. Yaşadıklarına üzüldüm ama yine de direnmen gurur verici. Asla pes etmemelisin ancak kendine zarar vermen insanı üzüyor. Belki elinde olmadan aniden yapıyorsundur bilemiyorum bu yüzden bir şey demeyeceğim ama hiç bir şey için bedenine zarar vermemelisin, asla değmez. Bu hayat senin ve bunu yaşamak her şeyden daha değerli. Umarım bir gün ailenle olan problemlerini çözer ve özgür bir hayata adım atarsın ♡

  2. yarımkanatlıuçucu

    Olanların sorumlusu bedenin değil, onların hastalıklı zihniyetleri. bedenini sev ona zarar verme. masum tenine kesik atmadan önce hem kendin için hem de bizim direnişimiz için çok değerli olduğunu hatırla.. hepimiz korkuya terbiye edilmeye çalışıldık, saç tellerimiz herkese dert oldu.. güçlü olmak zorunda değilsin. ağlamak istediğinde ağla, bağırmak istediğinde bağır ama tertemiz kalbinde öfkeyi barındırma, kendini yıpratma..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir