Cehenneme gitmekten, Allah’ın beni artık sevmeyeceğinden çok korkuyordum.

Merhaba. Yaklaşık birkaç ay önce, bir yazı daha paylaşmıştım burada. O yazıyı bugün tekrar okuduğumda; bir ay içinde nasıl değiştiğimi, olaylara bakış açımın ne kadar da farklılaştığını gördüm ve tekrar yazmak istedim. Hem adım adım ilerlediğim başarımı göstermek hem de sizden yardım almak için. Bu sefer daha ayrıntılı yazacağım olanları.

Babam dinden oldukça uzak ve çok problemli bir ailede büyümüş. Yaşadığı sorunları namaz kılarak, zikir çekerek, Kuran okuyarak atlatmaya çalışır. Annemse az çok dinle ilişkili, o da yine sorunlu bir ailede büyümüş. İkisi de evliliklerinden itibaren çok büyük badireler atlatmış. Kapanma olayıma gelirsek, “Ağaç yaş iken eğilir” mantığıyla sekiz yaşındayken yavaş yavaş bana kapalılığı aşılamaya başladılar. Etek yerine daha bol pantolonlar giydirme, uzun kollular giydirme, dışarı çıkarken kafama bir örtü koyup arkadan bağlatmak gibi… O zamanlar için bunu zorla yapıyordum diyemem. Anne babama aşıktım ve onlar mutlu olsun, beni daha çok sevsin diye hevesle yapıyordum bunu. Annem yapmamamı, daha küçük olduğumu söylüyordu ama ben inatla yapıyordum. O zamanlar çocuk gelişimi okuyordu ve hocasına olanları anlattığında, neden benim istediğim bir şeye bu kadar karşı çıktığını anneme sormasıyla çabalarından vazgeçmiş.

“E bu kadar seviyordun, problem ne” diye sorarsanız, her şey ortaokula gitmemle başladı. Artık hayata bakış açım tamamen değişmişti. Dini bilgilerim ışığında, bunu Allah için yapmam gerektiğini düşünüyor ve devamlı neden kapalı olduğumu sorguluyordum. Ailemle aram ergenlik ve ideolojik çatışmalar dolayısıyla bozuktu, onlar için kendim olmaktan vazgeçmeyi yediremiyordum. Sürekli araştırdım. Sözler Köşkü gibi kanallar o yaştaki bir çocuk için ikna edici sayılırdı. 8. sınıfa kadar tüm problemlerimi yok saydım ama liseye geçeceğim yaz bana cehennem gibiydi. Deli gibi kilo almıştım, ayrıyeten sevmediğim kıyafetleri giymek, istemediğim ve taşımakta zorlandığım bir sembolün altında yaşamak “zorundaydım”. Korkuyordum. Cehenneme gitmekten, Allah’ın beni artık sevmeyeceğinden çok korkuyordum.

Yine de annemle konuştum. Ağladı ve beni vazgeçirmeye çalıştı. Hemen yelkenleri suya indirdim. Ben her zaman idealist bir kişiydim. İnatçıydım. Eğer bağırsa, çağırsa veya küfretse vazgeçmezdim ama o ağladı. Bir yıl boyunca her sabah o zincirleri boynuma dolayarak çıktım. Bir yıl boyunca, her gece rüyalarımda; ailemin beni bıraktığını, açıldığımı gören arkadaşlarının bizi yok ettiğini görerek yaşadım. Bir yıl boyunca, her gün, kendimden nefret ettim. Bu yaz tatili de 9. sınıftan bin beter geçti. Artık şunu düşünmeye başladım “Ben bu kadar çabalıyorum, ne kadar iyi bir insan olursam olayım Allah beni sevmeyecek mi?” Bu düşünce beni her şeyden soğuttu. Onu ne kadar sevdiğimin, onun için bir anlamı yoktu. Tek mevzu, sakladığım saçlarımı seccadeye değdirmem miydi? Sanki o zincirler, artık beni sadece kendimden değil, ailemden hatta ve hatta dinden de uzaklaştırıyordu.

Artık kendimi sürekli aptal duvarların arasında, karanlığa kapatarak yaşamak istemiyordum. Kilo vermek istiyordum. Kapalı (o ne demekse artık) olmak istemiyorum. Vermem gereken 20 kilo var. Bunun 7’sini verdim. Tüm kilolarımı verdiğim gün, ailemle tamamen konuşup açılacağım.

Lütfen düşüncelerinizi ifade edin. Bu benim için çok önemli.

(Görsel: Isabella Conti)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.