Rüyalarımda saçımı açık görünce “Başörtüm nerede?” diye aradığımı bilmediler.

Nasıl başlayacağımı bilmiyorum, yayınlanır mı onu da bilmiyorum ama yazmak istedim. Hem ben yalnız hissetmeyeyim hem de benzer şeyler yaşayan kızlar, yalnız hissetmesin diye. Birinci sınıfa giderken kapanmıştım. Biz muhafazakar ailelerde doğan kızların kapanmama gibi bir şansı yoktur zaten. Regl olunca bütün kızlar alelacele, yangından mal kaçırır gibi kapatılırdı. Genelde bütün kızlar 12 ya da 13 yaşında kapanır burada, o yaşlarda regl oldukları için. 7. sınıfta birkaç kişi hariç bütün kızlar tek tek kapanmıştık. Ben de onlardan biriydim, üzerimde hep psikolojik bir baskı vardı. Evin en küçüğü de olunca sanki aileme oynayıp eğlenmeleri, stres atmaları için gönderilmiş bir oyuncak gibiydim.

Annem diğer evlatlarına sinirlenir, beni döverdi; babam da diğerlerini… Herkes aynıydı; benimle sürekli alay eder, eğlenirlerdi. Annem bile… Evin üvey çocuğu gibiydim. Sadece, beni de sevsinler istedim, annem beni de diğer evlatları gibi sevsin istedim. Yüksek notlar getirdim, takdirler getirdim, kapandım, erkeklerle arkadaş bile olmadım, namaz kıldım ama asla yaranamadım. Diğerleri kötü şeyler yapsalardı bile onlar evlatlarıydı ama ben değildim. Benim kusurumu arıyorlardı dövebilmek, yüzüme çarpabilmek için… Diğerlerinin kusurları görmezlikten geliniyordu ama benim değil.

Ben sessiz, utangaç bir çocuktum. Ailem dahil herkes beni ezmeye, sindirmeye çalıştı işte. Asla bu dünyada beni seven birinin olduğuna inanmıyorum. Ama onlara sorsanız yediğim önümde yemediğim arkamda, şımarık cicili bicili elbiseleri olan bir çocuktum. Son çocuk olduğum için ailemin sevgisi bana yetişmemişti ve parayla satın almaya çalışmışlardı belki de. Benim cicili bicili elbiselerim vardı ama yanımda kimse yoktu, herkes karşımdaydı.

Derken ortaokulu bitirdim. Liseyi İmam Hatip’te okumamı istediler ve beni bir İmam Hatip lisesine yazdırdılar. Benim dışımda herkes benim üzerimde söz sahibiydi. “Gitmeyeceğim” dedim, kavgalar çıkardım “Gerekirse hiç okumam, yine de gitmem İmam Hatip’e, gitmem” dedim ve gitmedim de. İyi ki de gitmemişim diyorum ve bazen pişman oluyorum neden daha önce tepki göstermedim diye.

Ben ailem için kendimden vazgeçtim ama onların umurunda bile olmadı. Onlar için küçük olan bir şeyin bende ne kadar büyük bir şey olduğunu hiçbir zaman anlamadılar. Bende ne kadar büyük travmalar yarattığını anlamadılar. Benim ne kadar korktuğumu, rüyalarımda saçımı açık görünce “Başörtüm nerede” diye aradığımı ve insanların beni rüyalarımda bile ne kadar yargıladığını bilmediler.

Onlar ben yeni bir okula kaydolunca “Sınıfındaki kızların kaçı kapalı kaçı açık” diye soran insanlar -ki böyle bir şeye izin vereceklerini hiç zannetmiyorum. Hiç erkek arkadaşım olmadığı halde, bana ithamda bulunurken kullandıkları kötü sözcükleri biliyorum. Günlüğümü okuyorum bazen, “Ne kadar üzülmüşsün be çocuk” diyorum. Kendimce haklıyım ama onlarca asla. Onlara göre hep kötüyüm. Bana “Kötüsün” dediklerinde, sabaha kadar “Allah’ım ben kötü müyüm” diye sorguladığımı biliyorum. Şimdi ölsem, hiç yaşayamadan ölecek olduğumu biliyorum. Ama şunu da biliyorum ki bir gün çarklar dönecek. Ben buradan uzakta, kendime bir hayat kuracağım ve “ben” olacağım. Biz kızlar umudumuzu asla yitirmeyeceğiz ve bizden çalınan hayatları söküp alacağız.

(Görsel: Owen Gent)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.