Gözlerindeki tek değerimin başörtü olduğunu hissettirdiler bana.

Artık yalnız olmak istemiyorum.

Buraya ikinci yazışım. İlk yazımda kendimden bahsetmiştim; geçmişimden, neden kapandığımdan, ailemden bahsetmiştim. Bu sefer sadece düşüncelerimden bahsedeceğim. Çok yoruldum. Her şeyden. Uzunca bir ağlama seansı sonrası buraya yazmak istedim içimdekileri.

İlk yazışımın üstünden çok bir zaman geçmedi. 14 yaşında istemeyerek kapandım, şimdi 19 yaşındayım. Geçen hafta aileme açılma kararımı net bir şekilde söyledim. Gözlerindeki tek değerimin başörtü olduğunu hissettirdiler bana. Ve aylar önce, ölmek istediğimi söyledikten sonra bana; “Kendini nasıl iyi hissedeceksen öyle yap ama biz açılmanı istemiyoruz.” demişlerdi. Ama kararımı söyledikten sonra aileden dışlandığımı hissettirdiler bana. Babam 1 haftadır yüzüme bile bakmıyor; “Ne halin varsa gör.” dedi kararımı söylediğimde. Başka bir kelime bile etmedi, sonra içeriye geçip ağladı. Annemse günlerce benimle tartıştı. Dinden çıkmışım gibi davrandı. Hayatımda bir kere bile sevgilim olmamışken; “Sevgilinle aynı eve çıkmak istersen ben sana ne diyeceğim?” diye ağladı ve bunlara benzer bir sürü daha üzücü şeyler söyledi ama hatırlamıyorum bile dediklerini çünkü o anda içimde kahroluyordum. “Sen bize örtüyü istemeyerek taktığını söylediğinden beri zaten açıksın.” dedi, ben de dedim ki; “Ben zaten hiçbir zaman kapalı olmadım.”

Her neyse, böyle olaylar yaşandı son bir haftada ve her gün uyumadan önce uykumda ölmek için dua ettim. Daha fazla yaşamak istemiyorum, her şey çok anlamsız geliyor. Açılsam da kapansam da çok anlamsız geliyor. Madem açılınca günah oluyor, o zaman diyorum ki; “Allah’ım canımı hemen al da açılmama gerek kalmasın.” Ha bu konuya gelirsek de zaten bu konu hakkında söyleyecek çok şeyim var. “İslam zorluk dini değildir.” diyorlar hep. Ben buna inanıyorum aslında. İslam’ı zor yapan Allah değil, insanlar. Son zamanlarda bunu çok net anladım. Namaz kılamadığında, kılamadığın için üzülmek bile sevapken nasıl insanlar bu kadar zorlayıcı ve katı olabiliyorlar?

Ben başörtüsünü inkar etmiyorum. Örtünmemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü şu örtülü olduğum 6 senede örtünün anlamını çok net anladım. Bizi gerçekten bir sürü günahtan koruyor farkında olmadan. Ama bir insan bunu istemeyerek yapınca bu bize “özgürlük kısıtlaması” olarak geliyor. Mesela kapalı birinin alkol aldığını görseler herkes yargılar ve bu bize özgürlük kısıtlaması olarak gelir. Ama halbuki işte başörtü ile birçok şeyi yapamamamız demek bizi günahlardan koruması demek. Ama konumuza gelelim ki bir insan bunu istemeyerek yapıyorsa, kaldıramıyorsa o işte çok farklı bir olay. Kapalı birisi isterse makyaj da yapar, kısa da giyer, sigara da içer. Bu beni alakadar eden bir durum değil. Ben kendime her şeye ve herkese saygılı olmayı öğrettim. İsteyen istediğini yapar ve bunu yargılamam. Ama kendime gelince, kapalı biri olarak dar ve kısa giyinmek, kollarımı kıvırmak, makyaj yapmak ve daha bunun gibi birçok normal olan şeyleri kendime yakıştıramıyorum. Doğru bulmuyorum. Kapalı olacaksam doğru düzgün bir şekilde, isteyerek kapalı olmak istiyorum. Bu yüzden zaten açılmaya karar verdim.

“Açılmanın günah olduğu” kısma gelirsek; evet, dediğim gibi inkar etmiyorum. Çok günaha gireceğim diye huzursuz hissediyorum bazenleri. Ama sonra kendime Allah’ı ne kadar çok sevdiğimi hatırlatıyorum. Zor durumlarda hep varlığını hissediyorum. Artık kendimi iyi hissetmek için çabalamam gerektiğini düşünüyorum. Bazenleri dini çok sorguluyorum, kadınları küçük görmesinden vs. dolayı. Ama sonra düşündükçe hep aynı yola çıkıyorum: bunu insanlar yapıyor, Allah değil. Üzerimizde kültürel bir baskı var, aşırı etkin ve güçlü. Başörtüsünün de böyle olduğunu düşünüyorum. Başını örtme stilleri bile her ülkede farklı. Başörtüsü konusunda bu ülkede bu kadar zorlanmamızın nedeninin kültür kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca örtü dünyanın en önemli şeyi, en önemli ibadeti olsaydı, Allah’ın Kuran’da bunu defalarca, en ince ayrıntısına kadar açıklayacağını düşünüyorum. Ama örtü zor bir yük olduğu için bence yapamazsak ve Allah’tan yapamadığımız için af dilersek, Allah’ın anlayışlı olacağını düşünüyorum. Belki de sadece kendimi rahatlatmak için diyorum bunları, bilmiyorum ama içim ısınıyor İslam’a karşı bunları düşündükçe. Öbür türlüsünü, baskıcılığını düşündükçe de soğuyorum.

Başörtü benim psikolojimi çok bozdu; kişilik bozukluklarım oluştu, kendi içimde farklı, dışarı yansırken farklı bir kişi oldum. Başımı kapatacağım diye dışarı çıkamaz oldum. Zorunlu durumlarda da çıktığımda eşofman ve sweatshirt ile çıktım hep, hiçbir zaman kendime özen göstermedim, ne giydiğime bakmadım, yıllarca alışverişe çıkmadım çünkü bu kapalı kız ben değildim. Şu an antidepresan tedavisindeyim. Onun sayesinde zaten annemlere söyleyebildim bu düşüncelerimi. Ve çok düşünüyorum: Başörtü benim bu kadar psikolojimi bozup beni hayattan soğuttuysa, beni hayattan, namaz dahi kılamamaya kadar itip, soğuttuysa, bu şekilde kalmaya devam etmek ne kadar mantıklı ve sağlıklı? Eğer açılmak istiyorsanız kendinize şu soruyu sorun: Güzellik için mi açılıyorum? Nefsim için mi açılıyorum? Kendim için mi açılıyorum? Psikolojim için mi açılıyorum? Hepsini düşündüm. Ve ben kendim için açılıyorum, iyi olabilmek için açılıyorum. Hayata geri dönebilmek için açılıyorum. Psikolojim sağlıklı olsun diye açılıyorum. Ve insanlar bu karara büyük tepkiler veriyor, dinden çıkıyormuşum gibi davranıyor çünkü kültürümüz böyle. Ailelerimiz böyle yetişti.

Bu süreçte konuştuğum bir din hocası vardı, bana; “Sen güzellik için açılıyorsun, makyaj yapmak için, kıyafet giymek için açılıyorsun.” dedi. O an sorguladım bunu ve cevabım hayır oldu. Eğer derdim güzellik olsaydı onu şimdi de yapabilirdim. Ben artık sadece kendimi iyi hissetmek istiyorum. Girdiğim her ortamda dış görünüşümle yargılanmamak istiyorum. Bu ülkeden de, düşüncelerinden de, siyasetinden de, kültüründen de nefret ediyorum artık. Keşke kafamıza geçirdiğimiz çuvalları bir çıkarsak ve dünyaya kaliteli insanlar, anlayışlı insanlar olarak baksak ama maalesef bu zaman alacak. Bir ülkenin kültürü öyle bir günde değişmiyor ne yazık ki. Doğuda hala kız çocukları zorla evlendiriliyor… Anneannem de 16 yaşında hiç tanımadığı biri ile evlendirilmiş bir kadın, ondan beni anlamasını nasıl bekleyebilirim ve o da benim onu anlamamı nasıl bekleyebilir ki?

Dediğim gibi, her şey kültürde bitiyor, yetiştirilme tarzında bitiyor. Ben katı düşünceleri olan İslamcılarla konuştukça içimde İslamiyet’e karşı bir nefret oluşuyor ama sonra kendi kendime Allah’ı düşündüğümde içim ısınıyor ve Allah affeder diye düşünüyorum. Sonuçta, İslam zorluk dini değil diyorlar, öyle değil mi? Allah’ın beni anladığını düşünüyorum ve kim ne derse desin kararımın arkasındayım. Açılınca dinden uzaklaşacağımı biliyorum, normal, ama yine de Allah sevgisinin her zaman içimde olacağını hissediyorum. Burada bazı yazıların altında İslamcı ablaların cevaplarını okuyorum, açılma etme cehenneme gidersin, üç günlük dünya için ahiret hayatını mahvetme, iki elbise giymek için nefsine yenik düşme, diye yazıyorlar ama bir insanın Allah ile olan ilişkisinden size ne? Sizin cennete gideceğiniz size bildirildi mi? Vahiy mi geldi size? İşte böyle insanlara sinir oluyorum. İnsanlar aciz varlıklar. Her kafadan başka bir ses çıkıyor. Böyle insanlar yüzünden dinden soğuyorum. Yine ilk dediğim noktaya dönüyoruz: İslam değil, insanlar kötü. Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemezmiş. Ben artık başörtüyü kaldıramıyorum ve Allah’a dua edeceğim beni affetmesi için. Umarım inancımı hiçbir zaman kaybetmem çünkü artık elimde kalan tek şey bu. İlk başlarda, insanlar ne der, diye düşünüp açılmanın lafını bile etmiyordum ama artık hiçbir şey umurumda değil, sadece günahını düşünüyorum. O da zaten Allah ile benim aramda. Böyle çok dindar biri gibi konuştuğuma bakmayın, değilim ama İslam’ı seviyorum, bazen okuduğum araştırdığım şeyler aklıma çok yatıyor bazen de sinirlendiriyor ama deniyorum. Keşke isteseydim. Keşke namaz kılmayı isteseydim. Keşke kapanmayı isteseydim ama istemiyorum. Belki bir gün, diyorum, düşünmeye devam ediyorum… Allah’ın gerçekten çok affedici olduğuna inanıyorum. Zor zamanlarda yaşıyoruz. Zor dönemlerde yaşıyoruz. Sona gittikçe yaklaşıyoruz ve ben sadece artık bir an önce ölmek istiyorum. Artık hiçbir şeyle uğraşacak gücüm kalmadı.

Bir de şöyle bir şey var, eminim siz de duymuşsunuzdur; “Üniversiteye gitti, bozuldu.” Çok gülüyorum ya. Çoğu insanın üniversiteye geçince, artık bir yetişkin oldukları ve kendi hayatlarını kendilerinin yönetmeleri dürtüsü yüzünden bu kararı aldıklarını düşünüyorum. Tabii ki arkadaş ortamından etkilenenler vs. vardır ama mesela benim hiç arkadaşım yok, hiçbir şeye özenmedim ama yine de açılmak istiyorum çünkü artık bu hayatın benim olduğunu fark ettim. Ailem bir şey dese bile ben artık bir yetişkinim ve kendi ayaklarımın üzerinde durabilirim. Bir de açılma kararı aldığımda kendimi daha bağımsız hissettiğimi fark ettim. Yanımda ailem olmadan, tek başıma bir şeyler yapmaya, bir yerlere gitmeye çekinirdim hep başörtüm yüzünden. Ama açılma kararı aldığımdan beri bu his gitti ve artık bir şeyleri kendi başıma halledebilme gücü, isteği geldi. İnsanlara en küçük gibi gelen olayda bile kendimi daha rahat hissettirdi bu karar. Henüz açılmadım ama dışarı ilk çıktığımda açılmayı düşünüyorum. (Malum, virüs zamanlarındayız. Çok çıkmıyoruz.)

Çok konuştum, kusura bakmayın. İçimde din ve toplum hakkında kimseyle konuşamadığım çok fazla düşünce var çünkü. Aileme bu düşündüklerimin lafını bile etsem; “Kafirliğe gidiyorsun.” olur. Halbuki yapmamız gerekenleri biliyorum ama yapamıyorum. Bir şeyi inkar ettiğim yok, herkesin inancı ve düşüncesi kendine. Konuşacak kimsem yok, konuşmak isterseniz lütfen yorumlarda benimle iletişime geçin. Yalnız hissetmek istemiyorum. Çok yoruldum artık kendimden ve diğer her şeyden. Ailemden başka hiç kimsem yok ve onlar da beni anlamıyorlar. Gerçekten çok yorucu. Umarım ileride buraya mutlu yazılar yazabilirim bir gün.

(Görsel: Ferdinand Hodler)

Comment (1)

  1. Bana bir iletişim adresi bırakabilirsen sohbet etmeyi çok isterim, düşüncelerimiz birbirine yakın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir