“Bak, bu kız da sonradan açıldı.”

Hep düşüncelere dalıyorum, dışarı çıktığım zaman sürekli üzgün oluyorum. İnsanlarla iletişime geçtiğimde kendimi düzgün açıklayabilecek bir donanıma sahipken bunu yapamıyorum. Çünkü beni yargılayacaklarını düşünüyorum: “Sen başörtülü birisin, nasıl böyle düşünürsün?”. Sorun düşüncelerim değil; sorun, düşüncelerimin ve dış görünüşümün uyuşmamasıyla hissettiğim bu sıkışıklık duygusu. Kendime dair olan özgüvenimin yavaş yavaş azalmasıyla artık nefes alamayacak durumdayım. Ne zaman başımı kapatsam boğazıma bir şey diziliyor. Yutkunamıyorum.

Bazen başörtüm konusunda kendimi etrafımdaki kişilere ifade edebilmenin hayallerini kuruyorum. Mesela bir pazar günü, ailem harika vakit geçiriyorken odanın bir köşesinde aklımdan onlara başörtümü çıkartmak istediğimi söylediğim senaryolar kuruyorum. Son zamanlarda bu senaryolar o kadar sıklaştı ki gerçekten nefes alamıyorum. Bazen bağırıp çağırasım ve hayatımın güzel olması gereken dönemlerinde böyle bir kimlik arayışına girmek zorunda bırakılmamın hesabını sorasım geliyor. Hayatımın böyle geçmeyeceğini elbette biliyorum, aileme açıldığımda da bunu yavaş yavaş kabulleneceklerdir fakat neden böyle yavan hissediyorum? İnsanlar beni ‘benim olmayan’ düşüncelerden dolayı daha fazla yargılamayacaklar da “Bak, bu kız da sonradan açıldı” diye yargılayacaklar artık. Biliyorum ki kendimi gerçekleştirdikten sonra insanların beni ne denli yargıladıkları önemli değil. Yine de toplumun baskısından dolayı kendi özgür seçimlerimizi yapamayışımıza ve önümüze birçok engelin çıkarılmasına kızgın, kırılmış hissetmekten kendimi alamıyorum. Keşke yaptığım seçimlerle beni kabul eden ve destekleyen yakınlarım olsaydı, yakınlarınız olsaydı. Özgüvenimin bu kadar azalmış olduğunu hesaba katarsanız, iç dünyamı başkalarına aktarabilmek benim için çok zor fakat kendimi birilerine duyurmak istedim. Okuduysanız yalnız olmadığınızı bilmenizi isterim.

(Görsel: Tamar Nadiradze)

Comments (3)

  1. Anonimbiri

    Çok, çok benzer her şey. Ve kendini birilerine açıklayamamak en zor durum. Umarım bu buhranlı günlerin hemen geçer. Işıkla kal.

  2. Yazının neredeyse tamamı benim hissettiklerim, düşüncelerim ile aynı.

  3. En çok da içindekileri anlatamamak, aktaramamak yaralıyor insanı. O kadar şey yaşamışsın kimseye de bir şey söyleyememişsin millet de seni öyle yaşayıp gidiyor sanıyor işte. İnsan bugün bazı şeyleri geçmişe göre daha farklı düşünebiliyor bugün olsa bu yaşadıklarımı sanırım yakın gördüğüm birkaç kişiyle paylaşırdım ama bazen de sorun o dönem kimseyi yakın görememek de oluyor. Her nasılsa yaşanan yaşanıyor olan oluyor ama yine de ne istediğini bilerek hareket etmek çok önemli bu sefer sorumluluk kişinin kendinde olmalı. Çünkü bu gerçek beni oluşturmak için bir basamak bu yüzden bu karar gerçekten kişiye ait olmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.