Evden çıktığımda örtüyü çantama sıkıştırırdım.

Daha 12 yaşımda hayatımın hatasını yaptığımı bilmeden büyük bir hevesle başladığım İmam Hatip ortaokulu, o zamanlar beni çok mutlu ediyordu çünkü beğeni topluyordum. Bilirsiniz, sevgiyi eksik gördüğünüzde en ufak takdirle bile dünyalar sizin olur. 5. sınıfı düz bir okulda bitirdim ve 6. sınıfın 2. döneminde dine olan büyük sempatimle aileme İmam Hatip’te okumak istediğimi söyledim. Onların da işine geldi ve uzun uğraşlar sonucu evimize yakın bir okula kayıt yaptırdık.

Yavaş yavaş örtünme mevzuları başladı; “Bari okula giderken kapan” demeler, zorla örtmeler… Ben daha 6. sınıfa gidiyordum. Çocuk aklıyla neler yapmadım ki… Evden çıktığımda örtüyü çantama sıkıştırırdım veya okula girdikten sonra tuvalette çıkarırdım; içime oturan öküz birden kalkardı, ne kadar mutlu olurdum. Eve giderken tekrar örterdim. Bir gün bir komşumuz beni görmüş ve anneme söylemiş. Annem beni günlerce okula kadar takip etmiş, haliyle çok üzülmüş. Ben de üzülüyordum, keşke bu şekilde yapmasaydım ve dile getirseydim diyorum. Bana çok kızmışlardı, onların evladı değilmiş gibi muamele görüyordum. Okuldaki başarım gittikçe düşüyordu ve oraya gitmemek için yapmadığım şey kalmamıştı. Hastalanmak ve okula gitmemek için kendimi aç bırakıyordum, annem gelip beni alsın diye okulda kendimi zorla kusturuyordum. Bir gece yorganla kendimi boğmaya çalışmıştım. Hastanelik olurum ve okula gitmem diye çamaşır suyu içmeye kalkmıştım. Fakat nafile, bir gün çıkıp her şeyi dile getirdim. Bir yere gidecektik ve hazırlanıyorduk. Bana o örtüyü zorla taktırdılar ve akşam gelince benimle görüşeceklerini söylediler. Akşama kadar ne terler akıttım, o zamanki duygularımı şimdi düşündüğümde bile hissediyorum.

Zamanla kabullendiler ve daha küçük olduğumu, bir süre daha açık kalabileceği ama yakın zamanda tekrar örtüneceğimi söylediler. O zamandan beri açıklığımdan zevk almam gerekir, değil mi? Oysa benim üzerimdeki baskı bir an olsun kalkmadı. Hâlâ ufacık bir açıklıkta yemediğim laf kalmıyor. Onlara göre dinsizim. İşte insan “Beni bu hale siz getirdiniz” diyemiyor, ailen sonuçta… Her ne kadar kızsam da onları anlamaya çalışıyorum, böyle görmüşler ve onlar gibi olmamı istiyorlar. Kendilerince haklılar ama bu hayat benim ve bana “Gel” dedikçe uzaklaştığımı gördükleri halde devam ediyorlar. Beni durduramadılar ve fikirlerimden de geri döndüremeyecekler. Böyle dediğim için yanlış anlaşılmak istemem; büyük bir boşluktayım ve sürekli araştırıyorum. Bana doğru gelmeyen çok fazla konu var ama dinden çıktığım söylenemez, hâlâ kocaman bir korkum var.

Ben o küçücük yaşımda hayallerimin peşinden gitmeyi kafama koydum. Şimdi lise son sınıftayım ve “İyi ki yapmışım” diyorum. En azından saçlarım rüzgarla buluşabiliyor; en azından boynuma, kollarıma, bazen de bacaklarıma güneş değiyor ve hayattan biraz olsun zevk alabiliyorum. Evet, neredeyse herkesin yazısını okudum. Benden çok daha kötü durumda olan o kadar çok kişi var ki… Belki bu yazımı kimse görmeyecek ama duyulmayacak olsa bile birkaç şey söylemek istiyorum. Hepimiz aynı yollardayız; bazılarımız başardı, bazılarımızın önündeki engeller onu ürkütüyor, bazılarımız ise çoktan kabullenmiş. Siz sakın kendiniz olmaktan vazgeçmeyin, bu hayat sizin hayatınız. Aileniz size bir yere kadar karışacak ve sonrasında tek başınıza kalacaksınız. O zaman ‘Ben gençliğimi istemediğim şeyler yaşayarak çürüttüm, bazı şeyler elimdeydi ve ben yapmaktan korktum’ dememek için son bir defa daha deneyin. Bunu kendiniz için yapın, hayalleriniz için… Bir adım attıktan ve o engeli aştıktan sonra gerisi o kadar basit gelecek ki… Belki bu süreçte çok kırılacaksınız ama size tüm kalbimle söylüyorum: Belki izi kalıyor ama sonunda o yara kapanıyor, hiçbir yara açık kalmıyor. Ben başardım, sıra sizde.

(Görsel: Rimi Yang)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.