Henüz 7 yaşındayken tişörtümün yakası açık olduğu için babamdan dayak yedim.

Ben küçük bir şehirde, muhafazakâr ve tarikatçı bir ailede doğdum. Çocukluğum baskı içinde, çok zor geçti takdir edersiniz ki. Şu an kendimi ağlarken buldum yine geçmişi düşünürken.

Ben henüz 7 yaşındayken (kardeşim o gün doğduğu için 7 yaşımda olduğumu biliyorum) tişörtümün yakası açık olduğu için babamdan tokat yedim ve o yaşta ne olduğunu anlayamadım. Bu ilk seferdi, hiç unutmadım. Çocukluğumun sonrası da bu şekilde benzer durumlarla devam etti.

Çok sevdiğim mavi bir önlüğüm vardı, sırf eteği diz hizamda diye bana başka bir önlük aldılar. Ben onu hiç sevmedim, hep diğerini giymek istedim. Çocuksun işte, onun cebinde kız figürü işlemesi var diye çok severdim o önlüğümü, hiç gözümün önünden gitmez. Babam, “Giyme onu bir daha” dedi, ben olacaklardan habersiz giydim. Bir sabah okula giderken onu üstümde yırttı, o şoku hiç atlatamıyorum! Hâlâ aklıma geldikçe ağlıyorum. Çok sevdiğim mavi önlüğümü ortadan ikiye yırttı. İlerleyen yaşlarımda bunun bir istismar olduğunu anladım.

Kalbim gerçekten çok kırık, kendi çocukluğum için ve benzerlerini yaşayan kız çocukları için… Ben bu yaşadıklarımı aşamıyorum, ne yaparsam yapayım bu üzüntüleri atlatamıyorum.

Yazın mahallede, kapının önünde arkadaşlarımla oynarken babamın işten döneceği saat gelince saklanırdım ya da kız arkadaşlarım önümde durup babam beni görmesin diye beni saklarlardı. Nedeni de tişört giymiş olmam! Babam tişört giymemi yasaklamıştı. Anlam veremiyordum, anneme sorduğumda “Sen beyaz tenlisin, o yüzden dikkat çekme” diyordu. Bu nasıl bir istismar! Bir kere yakalandım, yine bir istismara uğratarak üzerimdeki tişörtümü yırttı babam. Bu ve bunun gibi sebepleri çok kez daha yaşadım. Ailemle geçen çocukluğumu hep bu şekilde hatırlıyorum. Kıyafetler yüzünden şiddete, istismara ve baskıya uğramam…

Bir keresinde arkadaşlarım kapımızın önüne gelmişlerdi, ben de balkonda oturuyordum, konuşmak için yanlarına gittim. Üzerimde pembe kalın askılı, bol bir atletimsi bir şey vardı. Arkadaşlarımla sohbet ediyordum, annem bahçeden çıkageldi. İçeri girmemi, üzerimdekiyle dışarı çıkmamamı söyledi. Ben arkadaşlarımla sohbete dalmıştım o sırada, zaten ayak üstü konuşuyorduk, gideceklerdi. Birden yanıma geldi, fark etmeden kulağımı çekti, “Ben sana öyle dışarı çıkma demedim mi?” diye. O an o kadar mahcup ve kötü hissettim ki hatırladıkça hâlâ öyle hissediyorum. Kulağım çok acımıştı. Küçücük bir çocuğu arkadaşlarının gözü önünde rencide ediyorsun. Onu geçtim, bu nasıl bir şiddet. Hem de ne için? Sadece askılı kolluyla bahçeye çıktığım için.

Sıra ergenliğime geldiğindeyse şiddetin dozu daha da arttı. Ortaokulda zorla başımı kapattılar. Okula gidip gelirken başımı örtmem gerekiyordu. Bana bir eşarp aldılar, babam çok mutluydu. Her şeyden habersiz bir çocuk olarak, seçim şansım olmayacağını düşünüp istediklerini yaptım.

Sonrasında istemediğim için annem ve babam görmeden okula başım açık gidiyordum. Yakalandım, beni tehdit etti, “Seni keserim! Elime alırım seni! Bir daha öyle gidersen okuldan alırım!” dedi. Ben yine gizlice başım açık gitmeye devam ettim. Bu sefer de küçük erkek kardeşimi ispiyonlatmaya başladı. Her akşam yemeğinde kardeşime, “Bugün okula başı açık gitti mi?” diye soruyordu. Küçücük çocuk babama yaranmak için “X bugün okula başı açık gitti” diye beni şikâyet ediyordu. Babam da beni o yaştaki bir çocuğun kaldıramayacağı sözlerle tehdit ediyordu. Çok kez böyle devam etti.

Annem beni dövmüştü bir kez, okula giderken başımı örtmediğim için. Hakaretler etmişti, “Ortalık orospusu mu olacaksın sen bizim başımıza” demişti. O yaşlarda intihar etmeyi çok düşündüm. Çok ağladım. Bir gün o kadar ağladım ki gözlerimin pınarlarındaki damarlar patlayacak gibi oldu. O günden beri o damarlarım görünür. Defalarca kez ağlamaktan gözlerim şiş okula gittiğimi hatırlıyorum.

Ortaokulu öyle ya da böyle kaçak-göçek başımı kapatarak, bazen açarak üzerimde bir baskıyla bitirdim. Dersleri soracak olursanız, evde derslerin bir önemi yoktu. Babam sınıf öğretmenime “Zaten okumayacak liseyi” demişti. Bunu da öğretmenden duymuştum, herkesin içinde sınıfta bana laf sokarak söylemişti. O kadar rencide olmuştum ki size anlatamam. Ben ödevlerimi yapardım, çok ders çalışan biri değildim, kimseyi suçlayamam; bunun sorumlusu benim ama evde hep bu anlattıklarım gündemdeydi, dersler kimsenin umurunda değildi. Çalışma masam ve bir odam yoktu, bunlar bahane değil; biliyorum. Çocukken sadece hep resim çizerdim, resme çok ilgiliydim.

Ortaokul bittiğinde babam, akrabalarım ne dediyse dinlemedi ve beni liseye yollamadı. Bir mağazaya sokup bana apar topar yaşımdan büyük tesettür kıyafetleri aldılar. Uzun etekler, yaşıma uymayacak üstler, eşarplar. Sonrasında beni, bana sormadan bir Kur’an kursunun mülakatına götürdü babam. Mülakat için birlikte İstanbul’a gittik. Hiç istemiyordum. Onlarca henüz 13-14 yaşındaki kız ve aileleri, o Kur’an kursuna girmek için çabalıyordu. Eve döndükten birkaç gün sonra sonuçları açıkladılar, seçilmemiştim. Seçilmiş olmamam biraz gururumu incitti ama şimdi iyi ki seçilmemişim diyorum…

Fakat seçilmemiş olmam bir şeyi değiştirmedi. Babam yakınımızdaki bir ilçede beni o tarikata ait farklı bir Kur’an kursuna verdi. Orası ilk gittiğim yerden biraz farklıydı. Bizi ev gibi bir yere hapsedip dini eğitim vermeye çalışıyorlardı. Herkes koğuş gibi ranzaların olduğu büyük bir salonda uyuyordu. En fazla 8-10 kişiydik. Başımızda 2 genç kadın hoca vardı. Telefon yasaktı, sadece hafta sonları 1-2 saat veriyorlardı. Yemek ve temizlik yaptırıyorlardı. Kursun adı ‘annelik kursu’ idi! Hocalardan biri kadınların sadece çocuk doğurmak için var olduklarını söylüyordu. Erkekler kadar önemli olmadığımızı söylüyordu! Bunu genç bir kadın söylüyordu, ne kadar inanılmaz, değil mi? Orada kalmak benim için büyük bir değişim olmuştu. Herkes ailesinden ayrıldığı için ağlıyordu. Ben hiç ağlamamıştım, şaşırmışlardı. Orada kısa süre içinde baya büyük krizler yaşadım, aklım başımdan gitmiş gibi hissettiğim ve fenalaştığım zamanlar oldu. Doktor bile çağırmadılar, hoca çağırdılar. Sanırım sinir krizi geçirmiştim.

Neyse ki orada sadece 3 ay kaldım. Yarıyıl tatili gibi bir şey yaptılar ve bizi eve gönderdiler. Eve gelmiştim, çok tuhaftı. Arkadaşlarım liseye gidiyorlardı, onlar gibi liseye başlayamadığım için içim biraz buruk kalmıştı. Annem de öyle hissetmiş, arkadaşlarımı okula giderken görünce ben gidemediğim için üzülmüş. Beni oraya tekrar yollamadı… Babam da nasıl olduysa bir şey demedi, “Devam etsin” falan dedi ama annem izin vermedi. Tam bir sene evde durdum. Herkes 9. sınıfı bitirdi. Annem beni liseye yazdıracağını söyledi. Babam hâlâ “Olmaz” diyordu. Herkesin ısrarlarıyla ikna oldu ama bir şartla: Sadece kızların olacağı bir liseye gidecektim! Yoksa İmam Hatip’e yollayacaktı ama orada erkekler olduğu için göndermedi. Ben de tek başıma gidip kız meslek lisesine yazıldım. Çünkü başka liseye göndermeyeceğini söylemişti.

1 sene geç de olsa ve istediğim bir lise olmasa da arkadaşlarım gibi okula başlamıştım… Plastik sanatlar bölümünü okudum, çok güzeldi; resim, heykel yapıyorduk, temel sanat eğitimi alıyorduk. Hocalar beni seviyordu, iletişimimiz iyiydi, o yönden mutluydum. Fakat hâlâ başım kapalıydı.

Okulda başörtüsü yasak olduğu için çıkarıyorduk, sadece eve giderken örtüyorduk. Sınıfta benden ve bir arkadaşımdan imrenip kapanan kız arkadaşlarım oldu. Ben ve arkadaşım kapanmayı istemiyorduk. O da benim gibi aile baskısıyla kapanmıştı. Açılmak istiyordu ama cesaret edemiyordu.

11. sınıfa gelmiştim. Sınıfta bizden etkilenip kapanan arkadaşlarım vardı. Ben kapanmak istemediğimi laf arasında anlatınca, beni mahalle baskısı tarzında kınıyorlardı. “Saçmalama, sana çok yakışıyor kapanmak! Sakın açılma!” diyor ve bu fikrimi uçarı buluyorlardı.

Bu durum psikolojimi çok etkiliyordu, çaresiz hissediyordum. Annem, babamın zoruyla beni psikiyatriste götürdü. Bir süre antidepresan kullandım. Başı açık olan arkadaşlarımın özgürlüğünü görünce çok imreniyordum. Ben de saçlarım rüzgârı hissetsin istiyordum. Kendimi kapana kıstırılmış şekilde hissediyordum. Bu ben değildim; benim fikrimi, beni ifade etmiyordu görünüşüm.

Aileme açılmak istediğimi söyledim. Çok büyük tepkiler verdiler. “Allahtan korkmuyor musun? Ölünce ne yapacaksın?” dedi annem. Babam yine favori lafını söyledi: “Seni keserim!”. Ben sürekli bu istediğimi yineledim, korkmadım. Sürekli azar ve tehdit işitsem de devam ettim.

Ben sadece kendim olmak istedim, bir başkasının seçtiği rol değil. 11. sınıftayken babam bizden uzakta bir şehirde çalışıyordu. Babama telefonda durumu açıkladım, psikolojimin iyiye gitmediğini yoksa intihar edeceğimi söyledim. Gerçekten de düşünüyordum. Çok fazla baskı içinde hissediyordum. Telefondayken çok daha yumuşaktı. O da sonunda kabul eder gibi oldu.

O gün geldi. O gün yine çok ağlamıştım, anneme “Başımı örtmek istemiyorum” demiştim. Annemle uzun süre tartışmıştık. İzin vermiyordu. Teyzem bizdeydi, onunla yaşlarımız yakın. Dışarı çıkacaktık. Ben o gün dışarı başörtüsüyle çıkmayacaktım, kararımı vermiştim. Annem ne dediyse dinlemedim, uzunca tartıştık ve sonunda başımdaki şalı sinirle yere attım. O konuşmaları tam hatırlamıyorum. Evden çıktık, hatırladığım tek şey özgürce dışarıya çıkabildiğimdi… O kadar içim rahattı ki size anlatamam. Saçlarımı rüzgârda hissediyordum, çok huzurluydum… İstediğim şeye kavuşmuştum. Bu benim için çok değerli bir şeydi. Özgür olmak…

Okula gittiğimde herkes çok şaşırdı, beni durdurup “Sen açıldın mı?” diye soruyorlardı, “Kapalılık daha çok yakışıyordu” diyorlardı. Hatta muhafazakâr bir erkek rehberlik hocası anneme bile benim neden açıldığımı sormuştu. Bana laf sokup duruyordu, “Tarzını değiştirmişsin”, bilmem ne! Eril zihniyetiyle karışacak ya… Aptal herif.

Her neyse, hiç kimse umurumda olmadı, halimden çok mutluydum. Bu benim için bir zaferdi. Bu zorlukları çekmiş olmayan eril zihniyetteki insanların bunu anlamasını beklemiyorum. Hayatlarında hiç böyle bir baskı yaşamadan sadece ahkam kesmeyi bilirler.

Artık açılmıştım ama her şey böyle bitmedi. Uzakta başka küçük bir şehre taşındık, lise son sınıftaydım. Taşınmayı hiç istememiştim. Başka bir kültür, başka insanlar. Tam üniversite sınavı zamanımda babam beni tarikat yurduna verdi. Orada telefonlarımız toplanıyor ve erkek arkadaşlarla konuşmamızı yasaklanıyordu. Zorla namaz kıldırıp tarikat ibadetlerini yaptırıyorlardı. Hepsini geçtim, ben yetenek sınavına girmek istiyordum. O şehirde ne bir çizim kursu vardı ne de başka bir şey. Sadece staja gidiyordum.

Babam beni üniversiteye göndermeyi düşünmüyordu. Yengem, “Seni üniversiteye göndermez baban” diye dalga geçiyordu. Yetenek sınavları günleri gelince gerçekten de göndermedi. Çizim yeteneğimi değerlendirmem için fırsatım vardı ama ben gidemedim. Çok uzaktaydım. Şimdiki aklım olsa kaçar giderdim ama o zaman cesaret edemedim ve psikolojik olarak sürekli düşürüldüm.

İlk yıl üniversite sınavında puanım fena değildi. Herkes şaşırmıştı. Sınıftakilerden yüksek almıştım. Meslek lisesi olduğu için puanlar biraz düşük oluyor. Herhangi bir sözel lisans bölümüne gidebiliyordum ama gitmedim ve 1 sene mezuna kaldım. Niyetim özel yetenek sınavına girip grafik tasarım okumaktı. Bunun için İstanbul’a, amcamların yanına gittim. Çizim kursuna gitmem gerekiyordu. İşler istediğim gibi gitmedi, babam kursa gitmeme izin vermedi, yengem ve amcam da yardımcı olmadı. Bahane belki fakat ben yine psikolojik olarak bir düşüş yaşadım. Çok pişman oldum oraya gittiğime. Bir süre orada yeğenlerime baktım. Sonra eve döndüm. Babam izin vermedi, özel yetenek sınavına giremedim ve hayal ettiğim gibi güzel sanatlar okuyamadım. Ben de grafik tasarım bölümünü çok istediğim için 2 yıllık önlisans okumaya karar verdim. Pişman mıyım? Hayır. Lisans okumayı çok isterdim ama en azından bunu yapabildiğim için biraz olsun içim rahat. Başka lisans bölümlerine puanım yetiyordu ama ben içimden geçeni yaptım.

Şimdi ise 25 yaşındayım. Ailemle bir araya gelince hâlâ problemler yaşıyorum. Artık en azından beni bir nevi kabul ettiler, çok baskı kuramıyorlar. Dini inancımı, görüşlerimi biliyorlar ve karışmıyorlar. Ayrı şehirlerde olunca bir sorun yaşamıyorum, özelikle babamla ilişkim hiç eskisi gibi değil.

Babamı affetmiş gibi hissettiğimde bu yaşadıklarımı hatırlıyorum… Çocukluğuma ihanet etmiş gibi hissediyorum. Bana yaşattıklarını hiç unutmuyorum. Belki o da farkında, bilmiyorum, biraz mahcup gibi. Küçükken bize hiç sevgi göstermedi, şimdi göstermeye çalışıyor. Ben yine de bir şey demiyorum. Çocukluğumdan beri hep normal olmayı, normal bir ailem olmasını istedim; olmadı.

Anneme çocukken yaşadıklarımı, onların bana yaptıklarını anlatınca çok üzülüyor; “Anlatma, dayanamıyorum” deyip susturuyor. Bana unutmamı söylüyor. Psikoloğa, terapiye falan gitmemi öneriyor. Bir kere de “Kâğıda yaz ve yırtıp at” dedi. Ben de gitmeyi istiyorum ama şu an imkânım yok. Ne yazık ki annemi affetmiş gibi hissedemiyorum çünkü pek değişmedi, hâlâ aynı. Beni hâlâ çıldırtabiliyor gerek fikirleriyle gerek bana karışmasıyla. Çok saygısız ve her şeye karışma haddini kendinde buluyor. O evdeyken gerçekten alt üst oluyorum. Beni kötü etkiliyor, özgüvenimi düşürüyor.

Buraya uzun zamandır yazmak istiyordum. Epey uzun oldu. Gözyaşları içinde yazdım, belki yazmak iyi gelir diye düşündüm. Geçmişi aşmak benim için zor. Umarım hiçbir kız çocuğu bu tarz şeyler yaşamaz. Umarım bir gün biz kadınlar bu ve bunun gibi baskıcı ahlak yapılarından öcümüzü alırız!

(Görsel: Anselmo Bucci)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.