Diğer insanların, benim uğruna savaşmam gereken şeyler hakkında en ufak bir kaygı bile taşımaması beni sinirlendiriyor.

Nereden başlasam bilmiyorum. Her seferinde buraya bir dahaki yazışımda başarmış olmayı dileyerek yazıyorum, fakat olmuyor. 16 yaşınızda, savunmasız, çelimsiz ve ailenize muhtaç bir kız olduğunuzda olmuyor.

Diğer insanların, benim uğruna savaşmam gereken şeyler hakkında en ufak bir kaygı bile taşımaması beni sinirlendiriyor. Hayat gerçekten adaletsiz. Niye 10 yaşında kapandım, niye birkaç ay sonra kararımdan vazgeçtiğimde dikkate alınmadım? Çünkü benim ailem gibi aileler, ailelerimiz, bizi sadece ama sadece kendi istedikleri şekilde gördükleri zaman bizi ciddiye alıyor ve bizi istedikleri şekle sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bazen diyorum ki, bu senin kaderin, kabullen, ama yapamıyorum. İnanmadığım bir dinin başörtüsünü başımın üstünde taşımaktan, o başörtüsünün beraberinde getirdiği her şeyden nefret ediyorum. Bu tamamen bir damga. Başörtüsü benim gibiler için eziyetten fazlası değil.

Ailem çok baskıcı. Babam çok dindar, annem çok el alemci ve ikisi de kendileri dışındakileri önemsemiyorlar. Annemin beni bir kere olsun düzgünce dinlediğini hatırlamıyorum mesela. Babam ihtiyaçlarımı bile karşılamak istemiyor ve verdiği üç kuruş parayı da kafama kakıyor.

Ben daha 16 yaşımdayım ve acısını çıkarmak istediğim 5 senem var. Hapiste 5 sene geçirmişim de telafisini yapmak gibi.

Geçtiğimiz son aylarda saçımda bir sürü değişiklik yaptım. Önce omuzlarımda kestim, sonra kazıdım. Çünkü saçlarım güzeldi ve güzel gözükmeleri sinirimi bozuyordu. Ardından biraz uzadıklarında turuncuya boyadım. Babam çok laf etti, “Çok çirkin oldun” vesaire diye, ama umurumda değil. Onun gözüne güzel gözükmem imkânsız zaten. Bulaşık yıkamıyorsam veya namaz kılmıyorsam samimi olmayan birkaç aferin de alamam.

Son zamanlarda daha da bir takmak istemiyorum ve hareketlerime yansımış olmalı -ki yaptığım tek şey şalımı kapüşonla gizlemekti- annem geçen gün “Sen okulda saçlarını mı açıyorsun?” diye sordu. Birkaç gün öncesinde de babam saçlarım hakkında gereksiz yorum yaparken “Bir insan kendini ancak bu kadar çirkinleştirebilir, umarım biri gelir ve sana saçlarının ne kadar kötü olduğunu söyler” dedi. Ben de saçımı kimsenin görmediğini söylediğimde “İnşallah, inşallah” dedi.

Bu olaylar beni resmen açıl-açıl-açıl diye dürtmeye başladı. (Çok sinirliyim burada, küfür edeceğim, silersiniz, ama hiç bir bok yemediğim halde gelip gidip benden şüphelenmeleri beni delirtiyor. Anlamıyorum yani. Hiçbir şey yapmıyorum ya… Bana bu kadar niye güvenmiyorlar, anlamıyorum. Gizli saklı hiçbir şeyim yok, hiç…) Çünkü ben hiç ama hiçbir şekilde yanlış olan herhangi küçük bir hareket yapmamama rağmen yargılanıp suçlanabiliyorum. En azından yapıp da suçlanayım.

En fazla 2 ay içinde halledeceğim ve bu sefer eminim. Daha yürüyecek çok yolum, yılım var. Bir sürü tanışmam gereken insan var. Bir sürü dinlemem gereken, bestelemem gereken şarkı var. Aşık olmam gereken insanlar var. Bu sorunu en hasarsız şekilde atlatmaya çalışıp ardından devam etmem gereken bir hayat var. Göreceğim şehirler, ülkeler var. Geçmişim istediğim gibi geçmediyse de geleceğim benim istediğim gibi olacak. Geleceğimiz istediğimiz gibi olacak.

(Görsel: Maria Berrio)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.