28 Şubat gerçekse bu yaşadığımız ondan daha gerçek.

Selam. Bu, buraya ilk kez yazışım. Ancak daha öncesinde Yalnız Yürümeyeceksin’den haberim olmuştu. Birçok mektup okudum. Bunlar beni çok rahatlattı, yazmaya karar verdim. Belki ben de birilerini rahatlatabilirim, diye. Anonim kimliği biraz daha yok etmek amacıyla söylemek isterim ki ben ailedeki eğreti çocuktum. Ailem çok dindardır ama cemaatlerle falan işi yoktur. Bunu arkama alarak tarikatın zararlarından anneme bahsetmiş olsam dahi onlara ‘saygı’ duymam gerektiğini çünkü dini öğrettiklerini söyledi. Din falan öğretmiyorlar. Zarardan başka bir şey değiller. Gençlik çürütüyorlar. Annem ve babam lise terk. Babam okumamış, annem de ortaokul ve liseyi açıktan bitirdi. Okumak çok önemli oysa.

Kendimi bildim bileli, muhtemelen 4 yaşındaydım, dini eğitime ‘maruz’ kaldım. Fazlasını maruz kalma olarak görürüm çünkü. Yaz kurslarına gitmeyi bırakmam LGS sayesindeydi, oraya giden insanların kalitesizliğini bahane edip kurtulmuştum. İmam Hatip ortaokulunda aynı ailem gibiydim, İslam’dan başka din yoktu. Muhammed hak peygamberdi. Muhammed o kadar mükemmel biriydi ki kesinlikle onu örnek almalıydık. Her hareketini taklit etmeliydik.

Gittiğim lise de İmam Hatip lisesiydi. Lisem akademik başarı anlamında çok iyi ancak annemin bile kızmadığı şeyleri kafalarına çok pis takan hocalarım oldu. Hâlâ var. Her şeyi sorguluyor olmam tamamıyla lisede başladı. Bu kişiliğimin örgüsüne başladım, demek oluyordu. Tam olarak her şeyi bilimin, aklın süzgecinden geçirdim. Nedense ve her nasılsa, bana anlatılan İslam’la ilgili olan her şey için bilimsel bir karşılık arıyordum. Daha çok soğudum. Din bir iş-ken-cey-di. Karantina döneminde açıklık-kapalılık mevzusu beni çok ilgilendirmedi. Dışarıya çıkan bir tip değildim ve ortaokul dönemlerinden kalan travmalarla birlikte biraz da kiloluydum, kapalılık o zamana kadar hep işime geldi. Son dönemlerde çok fazla kilo verdim. Artık kendimi beğeniyordum. Din, artık çok önemli değildi çünkü odamdan bile çıkmıyordum. Karşıt görüşlü insanlar yoktu. Sadece ben vardım.

Bu sıralarda, evde kendi fotoğraflarımı çekmeye ve onu yeni açtığım gizli bir Instagram sayfasında paylaşmaya başladım. Tabular başlarda hiç iyi hissettirmedi. Günahtı. Baş, dini düşüncelerin kumuna gömülmeye devam ediliyordu. Biraz daha zaman geçti. Nazar değmesin, mükemmel arkadaşlıklarım vardır, onlarla konuştum bu konuyu. Dediler tamam, sen zaten iyi birisin. Hiçbir şeyini değiştirmeyecek bu. Biz senin yanındayız. Sonuna kadar…

Hesaba arkadaşlarımı aldım, saçlarımın gözüktüğü ve bana göre Victoria’s Secret mankenlerine taş çıkartacak (?) güzellikteki fotoğrafımı profilime koydum. Hikayeler paylaştım. O sıralar sanaldan bir sevgilim vardı, biraz değişik konular, yüzümü bilmiyordu. Ona da attım fotoğrafı. Dedim bak, ben buyum. Kabul edersen. Kabul etti. Ama ben cool görünmek için yapmışım 1,5 yıldır atarı gideri, kız beni seküler aileden gelmiş biri sanıverdi.

Okullar açıldı, açıklık-kapalılık meselesi beni çok gerdi. Sınıf hocamla konuştum; sınıf hocam annemle, annem benle, ben annemle biraz daha… Ağlamalar, sızlanmalar, gözyaşları. 2 senedir 90 üstü ortalama yapan birey, o dönem 80 ortalamayla geldi. Buna da ağlamalar, sızlanmalar, gözyaşları. Annemin benden bir kere özür dilemişliği yoktur, sağ olsun, o zaman da hiç özür dilemedi. Zaten niye özür dilesin? Haksız olan bendim.

Babam şu an “Pardösü giy” falan diyor. Diyorum baba, dur, kızın sen yokken dışarı açık çıkıyor, Instagram’da fotoğraflar paylaşıyor ve çok mutlu. Başörtüsü bir ağırlık. 28 Şubat gerçekse bu yaşadığımız ondan daha gerçek. Yemin ediyorum, başörtüsü bir ağırlık ve sanki biri başımdan eziyormuş gibi hissettiriyor. Evde eğitim görmeye geri dönmek istiyorum. Açılacak yer bulmak zorsa kapanacak yer bulmak 2 katı daha zor. Lütfen her caddeye tuvalet yaptırın, bu gençler açılıp kapanamıyor.

(Görsel: Ivan Marchuk)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.