Ben başımı zorla kapattıkları için ileride onlara teşekkür edecekmişim…

Selam, hayatına kimsenin gölgesini düşürmeyi sevmeyen biriyim ben. Böyle biri olarak yaşadığım aile baskısını anlatmak istiyorum. 16 yaşındayım, hayatımın en yumuşak döneminden geçiyorum belki. Üzerime kalmış büsbüyük sorumluluklar yok, her hafta cebime konulmuş harçlıktan oluşan birikimimi çizgi roman falan alarak harcıyorum. Sınavlara telefonla giriyor, ufak bir çalışma olmaksızın kopyayla dersleri geçiyorum. Düşünce yapım özgür, bir yaratıcıdan çıkacak kusursuzlukta olmadığımı -kimsenin öyle bir kusursuzlukta olmadığını- bildiğim için tanrıya inanmıyorum. Okuduğum İmam Hatip’te bunu söylemekten de hiç çekinmedim. Sınıftakiler düşünsel olarak onlardan farklı olduğumu biliyorlar, öğretmenlerime söylemesem de bazen sorularımla onları köşeye sıkıştırdığım ve bana “Müslüman mısın?” diye sormalarına sebep olduğum oluyor. İlk kelimesi “anne” yerine “Allah” olan bir bebeğin büyüyüp benim gibi bir deccal’a (Nietzsche dindar bir toplumda ateist olan kendini böyle tanımlıyor) dönüşmesi kime söyleseniz ufaktan da olsa şaşırtır herhalde. Henüz 4-5 yaşlarındayken annem alıştırmak için sürekli başörtü takardı bana; Allah’ı, cenneti, cehennemi anlatır, zebanilerle korkutur ve geceleri yalnız başıma uyuyamadığım için de bir ton fırça atardı. Ağzından küfür eksik olmazdı ama benim söylediğim ufak bir hakarette yapmadığı manipülasyon kalmazdı. “Kızların ağzına kötü laflar yakışmaz, erkek çocuğu musun sen, kızlar öyle pantolon giymez, erkekler giyer, kızlar kibar oturur kalkar, bacaklarını açmaz, neden ağzına büyük lokma attın, erkek misin sen…” Sonu asla gelmedi, hâlâ da gelmiyor bu sözlerin fakat artık üstümdeki etkisinin oldukça azaldığını söyleyebilirim. Üzerimde kurulmuş yanlış, cahil otoriteyi bu yaşımda fark etmek beni biraz daha büyüttü -ki bir de ilk çocuğum, çabuk olgunlaştım.

5. sınıftaydım; bir sabah annem, dedemin hastalığı dolayısıyla yatırıldığı hastanede ona refakatçilik yaparken, okul servisini bekliyordum tek başıma. O zamanlar da kapanmayı dünyanın en kutsal, yüce şeyi olarak görüyorum ama… Annem biraz daha büyümem gerektiğini söylüyor (Burada “Sen kaşınmışsın” diyenler olabilir; annem bunu henüz kapanacak yaşta olup olmamamı düşündüğü için değil, bana bir anda nereden tunik, bol pantolon vesaire alacağını bilmediği için diyordu) ama dayanamıyorum, içimde öyle büyük istek var başörtüye… Servisin gelmesine 3 dakika kala takıyorum annemin başörtülerinden birini kafama, öyle çıkıyorum dışarı. Okuldaki Kur’an öğretmenim beni gördüğü an alkışlatıyor, gözleri doluyor, “Allah’a şükürler olsun” diyor, “Bir kişiyi daha döndürdük” diyor. 11 yaşında bir çocuk bahsettiği kişi de… Kimi, neyden döndürüyorsun, Ebu Cehil mi vardı karşında ulan? Demiyorum tabii ki, öğretmenin o tavırları daha da okşuyor gururumu, iyi ki yaptım diyorum. O gün hiçbir öğretmen ve arkadaşlarım bana “Taktın ama sen bu yaşında bunu kaldırabilecek misin?” diye sormuyor. Herkes tebrik ediyor, henüz adet görmemiş çocuk bedenimi erkeklerden sakınmaya başlamama nasıl bayılıyorlar, anlatamam. Akşam eve geliyorum, annem öğreniyor durumu, o da ayrı bayılıyor tabii, hemen çıkıyoruz dışarıya, alışveriş yapıyoruz. Evet, bingo.

O gün bugündür ben eski hâlime dönemedim. Ben kafayı yedim, psikiyatristlerin kapısında yattım, depresyon ve anksiyete teşhisiyle 6 ay her akşam 100 mg antidepresan aldım, hayatımın en eğlenceli geçmesi gereken dönemlerimde sırf sokakta benim istediğim o görünüşe sahip olanları görmemek için kendimi eve kapattım ve bunların hepsi annemin ve babamın gözleri önünde oldu. İkisi de kızlarının intihar girişimlerini, sabahtan akşama kadar gözleri yaşlı dolaşmasını gördü ve hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey yapmadılar, gözlerinin önünde kurudum, dalımdan koptum ve rüzgârın beni sürüklemesine engel olamadan uçtum. Düştüm zemine, biri tutmadı. Biri bile beni dinlemek istemedi. Onlar gözlerini kapatmışlardı, dinleri gözlerini öyle kör etmişti ki kendilerinden çok sevdiklerini iddia ettikleri çocuklarına yardım etme gereği duymadılar. Düştüm çamurlu bir çukura, uzattım elimi onlara doğru; “Yardım edin” dedim fakat beni izlemekten öteye gitmediler. “Rabbimiz böyle emrediyor, o çıkmak istiyor ama büyüyünce çamura battığı için şükredecek, ‘İyi ki beni çıkartmadınız’ diyecek” dediler. Ben başımı zorla kapattıkları için ileride onlara teşekkür edecekmişim… Canımın acısı gözlerimi kör etmek üzere, hiçbir şeyi hissedemez hâle geldim. Baskıya dayanamıyorum, din midemi bulandırıyor. Artık antidepresanlar fayda etmiyor, bir çıkış yolum yok. 2 yıldır başörtüsünü atmaya uğraşıyorum fakat hâlâ yanağımla örtü arasından birkaç tel fırladığında laf atan bir anneye sahibim. Çok konuştum, çok ikna etmeye çalıştım. Konuşursak anlatırım, anlaşılırım, anlarlar beni, dedim fakat nafile. Hiçbir türlüsü onların gözünde kabul görmedi. Onların rableri benim başımı açık istemediği için bir kumaş parçası ruh dünyamı öldürdü. Ben abartmıyorum, öyle ki düşünmekten kafayı yemiş bir durumdayım. Başörtünün adını duymak istemiyorum fakat her sabah ironik bir şekilde takıyorum yine başıma. Yanlış anlamayın, benim kimsenin başındakine karışma hakkım yoktur. İslam dinine yahut farklı bir dine inanan, dini doğrultusunda hareket eden ya da hayatını dine adamış kimseye saygım sonsuz. Olaylar olur, objektiftirler. Onları biz düşüncelerimize göre yorumlarız. Burada yazdığım her şey de başörtünün benim üzerimdeki etkisidir. Ben intihar etmemek için hiçbir neden göremediğim vakitteyim.

(Görsel: Edvard Munch)

Comment (1)

  1. Offaa MD

    Merhaba. Konuşmak istersen bana istediğin zaman yaza bilirsin.
    İg: offaamd

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.