Açıkçası önceden yazdığım mektup buraya ulaştı mı bilmiyorum, bu yüzden yeniden tanıtmak isterim kendimi, hayat yine en çok kadınlara sillesini vurur gibiydi. Ama en çok da büyüyen bir çocuktan kadın olanlara vuruyor, kendime seçtiğim isim Daphne, kendi hikayemi biraz anlatmak istedim.
Doğudaki illerden Antep, Urfa, Diyarbakır, bu 3 şehirden birinde yaşıyorum. Babam imam ancak sonra fakültede başka bölüm de okudu ve o mesleği de yaptı ve annem ev hanımı.
Onların istediği bölümü, hukuku kazanamadım, Çanakkale’de okumaya gideceğim, ancak ne düzgün izin alabiliyorum ne de evde bir lokma bana hak görülüyor. Başarı takıntılı ailem yüzüme tükürdü ve annem de hırpaladı beni, Çanakkale’lere, batıya gidip ne yapacakmışım, başlarına ne olacakmışım… E-devletten kayıt yaparsam annem bu evden bir cinayet çıkacağını söyledi, bu hayata karşı şu an çok fazla mücadele ediyorum.
Çanakkale küçük bir şehir ve part-time iş bulabilir miyim, bilmiyorum. Ancak bir yanım ne kadar uğraşsa da bir yanım Çanakkale’ye gittiği zaman kendini dalgaların huzuruna bırakmak istiyor, biliyorum doğru değil belki de, ama bu yiyip bitiren yorgunluğu ve insanların öfkesini nereye kadar kaldırabilirim?
Arkadaşlarımdan borç alarak bilet alıp gitmeyi umuyorum ancak onlar da benim gibi kızlar, bulamazsam ne yapacağımı düşünüyorum. Saçlarımı erkek gibi kestirsem o şey olmayacağıma ikna olurlar mı? Bilmiyorum ama bunu da deneyeceğim, tek bildiğim dünyanın acımasız olduğu ve benim de son kırıntılarımla mücadele ettiğimdir.
İleride yaşamdan vazgeçersem burada bir iz bırakmak istedim. Hatırlayın sadece, bu dünyada kız çocuklarının ve kadınların yaşadığı zorluğu, ve en azından onlara destek olun. Çünkü bizler nefes almayı bile reva görülmemiş insanlarız, ben gücümün geri gelmesi için son kez tanrılara dua edeceğim, bu nefretin beni boğmaması için…
“Tek bildiğim dünyanın acımasız olduğu” için bir yanıt
Merhaba. Ben senden yaşça büyüğüm, zamanında tercih yapacakken izmirin i’sini söyleyince “izmir bize göre bir şehir değil kızım” yanıtını almıştım. “Biz” kimdi yani? Okumaya gidecektim. O yaşta kendimle yüzleşmeye bile korktuğum için daha da üstelemeden ailemle aynı şehri yazdım. Yine büyük bir şehirdeydik. İki tane arkadaşım Çanakkale’de okudular, birisi benimle aynı şehirdeydi diğeri Kayseri’deydi (hayır kayserili değilim hiç bulunmadım da) yalan söylemeyeyim de hiç özenmemiştim o zamanlar. Deniz kenarında küçük bir şehir, e deniz benim yaşadığım şehirde de vardı diyordum. Şu an yıllar boyu Çanakkale’de ikisinin de yaşadığı hayatlara şahit olmuş birisi olarak kpssye çalışıp da atanmayı düşünüyorum çanakkale veya başka bir ege şehrine. Yaşadığım şehirde bir arkadaşım vardı, Nuri Bilge Ceylan Çanakkale’li olduğu ve Çanakkale’de filmler çektiği için Çanakkale’ye gezmeye gitmişti. Bu olay geçen sene oldu ve bana bir şeyler dank etti. An Elephant Sitting Still filminde insanların toplanıp oturup duran fili görmeye gitmesi gibi insanlar Çanakkale’ye gidiyorlardı. Anne babaya yalvarmıyorlardı. Ne hayatlar vardı. Benim kpss ile atanıp da doğu görevini falan atlatıp da 30’uma yakın gideceğim yerlerde insanlar gençliklerini yaşadılar ve gezdiler. Çok tuhaf geliyor hep bir şeyleri kaçırmış olma hissi. Okuyup mezun olduğum okul gayet köklü bir okul ama sorgulamadan da edemiyorum “köklü bir yerde okuyup aile yanında kalacağına bir ege kasabasında senin gibi düşünen insanlarla bir pubda oturup şiir yazamaz mıydın” diye. Çok garip. Bak Çanakkale’de okudular diye anlattığım arkadaşlarımın da hiç gece hayatları yok, bir tanesi çok dindar birisi ama bir bara girip arkadaşları bira içerken kendisi maden suyu içiyor, ortamını buldu, aynı şeylere kafa yorup aynı şeyler hakkında çalışmalar yapıyorlar. Diğer arkadaşım da ateist ama bir kere bile Çanakkale’de bir bara gidip içki içmediğini söyledi. İçinden gelmediğini, bir kafede kahve içip arkadaşlarıyla ders çalışmanın daha iyi geldiğini söylerdi. Ben kendimi biliyorsam sırf bir şeyleri kaçırma hissini gidermek için Çanakkale’ye mi artık nereye gidersem gideyim bir tane bile film edebiyat kulübüne girmezdim hemen kendimi barlara atar sokaklara kusardım. Nereden mi biliyorum? Yaşadığım şehirde benzer şeyler yaptım çünkü şu anki kendime gelene kadar. Tek başıma tenha yerlerde içip kusup temizlemeye çalışıp rezil oldum, sırf yaşıtlarımdan geri kalmadığımı kendime kanıtlamak için sırf aileme rebellious durup bunları aileme hiçbir zaman anlatmamak için. Belki de psikolojim düzelmiş bir şekilde gitmem daha hayırlı olacak benim için, belki de şikayet ettiğim 30’uma yakın yaşlar doğru zamandır bir ege kasabasında olmak için. Özür diliyorum senin yazının altında çok fazla kendimden bahsettiğim için. Çanakkale diyince aklıma geldi bu durumlar. Yani benim arkadaşlarımın Çanakkale’de başörtülü arkadaşları da oldu, başörtülü olmayıp dindar olan arkadaşları da oldu, dinsiz arkadaşları da oldu. Benim kendi üniversitemde aslen Çanakkaleli olup yaşadığım şehre gelmiş başörtülü queer tanıdığım oldu. Kız için açılır diyordum hâlâ da kapalı ve bu durumdan mutlu gözüküyor. İnsanlar yaşadıkları hayattan ve bağımsızlıklarından mutlu görünüyorlar. Bizim ise bir yerlere gidersek bir şeyler olacağımız sanılıyor. Çok saçma ya herkesin ailesi çocuğuna güveniyor bizimkiler güvenemiyor, bizimkiler bence kendilerine de güvenmiyorlar. Sana tavsiye veremediğim için üzgünüm. Böyle ailelere her zaman “hayır ben yapıcam” denmiyor maalesef. Habi yukarıda demiştim ya sırf inat olsun diye tenhalarda tek başıma içip kustum diye, bunu onlar tetikledi. Bizler bir ideolojiyi sürdürmek için dünyaya getirilmiş anne babamızın eklentileri miyiz sadece. Diğerleri isterse kapanıyor isterse açılıyor isterse içiyor isterse içmiyor isterse geziyor isterse evinde oturuyor bizim ise her şeyimiz stratejik bazen tepkisel bazen intikamsal bazen sadece nefes alma isteği. Umarım kendinde cesareti bulur gider gezersin, bir daha mı geleceksin o yaşlara. Güvenliğin bir numaralı önceliğin olsun