Cehaletle girdiğim savaşta yorgun düştüm.

Merhaba herkese. Uzun zamandır size yazmak istiyordum ancak bir şeyleri başarmadan yazmadım. Fakat sanırım bu hikaye hiçbir zaman bir başarı hikayesi olmayacak.

Yazımın isminin “Cehaletle girdiğim savaşta yorgun düştüm” olmasını istiyorum. Size kısa kısa hayatımdaki önemli anları anlatacağım ama öncelikle şunu bilmenizde fayda var; yobaz ve siyasal İslamcı bir ailede doğdum. Çocukken en sevdiğim kıyafetim pembe tütülü mini eteğimdi. Altına tayt giymek zorundaydım ama yine de hep onu giyerdim. İleride kapalı olmam gerektiğini bilirdim ama kendimi hep açık hayal ederdim.

Şimdi asıl hikayeye başlıyorum. 6. sınıf, 15 tatil, abim yoldan geçen bir kızı göstererek “Ne güzel kapalı gördün mü, senin de zamanın geldi” dedi. Ben 11 yaşındaydım ve henüz adet bile olmamıştım. Ayrıca abim de daha 14 yaşındaydı. Çok ciddiye almadım ama annem “Abin ‘Kapan’ diyorsa kapanacaksın” dedi. “Tamam” dedim çünkü bir gün başıma bunun geleceğini biliyordum. Sonra okullar açıldı. Ben okula kapalı gittim. Benden başka kimsede başörtüsü yoktu, garibime gitti bu. Sonra biri “Zorla mı kapandın?” deyince ailemi zan altında bırakmamak için “Hayır” dedim.

Gel zaman git zaman ben örtüyü sevmedim ama alışmaya çalıştım. Sonra liseye gitme vaktim gelip çattı. Beni, okula göndermemekle tehdit etmişlerdi. Tercih listesinin sonlarına attığım birkaç İmam Hatip’le gözlerini boyayıp üstlere Anadolu liselerini yazdım. Sonuç olarak Anadolu’ya gitmeye hak kazandım. Belki de şu hayattaki tek şansım buydu. Orada birbirinden çok farklı insanlarla tanışıp herkese saygı duymayı öğrendim. İmam Hatip’e gitseydim belki de insanları açık ve kapalı diye ayıracaktım.

Demiştim ya, kapalılığı sevmeye çalışıyordum; yatılı Kur’an kursunda bunu başardım. Orası çok değişik bir yer. “Parfüm sıkmak zina yapmaktır” gibi şeyler söylüyorlardı. Açık olanlara baskı yapıyor, sonra kapanınca da bunu kutluyorlardı. Ben oradaki havasızlıktan hastalandım, doktora gittim. Anneme “Anne bak, ben hasta oldum orada, beni bir daha gönderme” dedim ama yeniden gönderdi. Öksürük krizinden 10 dakikada bir dışarı çıkıyordum. Neyse ki oradan kurtuldum.

12. sınıfa başladığım gün başımı açtım. Ama ailemden gizli gizli okula geldiğimde açtım. Şimdi “Keşke ailenden gizli yapmasaydın” diyenler olacaktır ama o ilk gün saçlarımda güneşi, rüzgarı hissettiğimde değdiğini anlamıştım. Tabii sonrasında anneme açılmak istediğimi söyledim. İlkinde ağladı, ikincisinde “Ben çarşaflıyım, benim yanıma yakışmazsın” dedi. Benim isteklerimin hiçbir önemi yoktu sanki. Aynaya baktığımda görmek istediğim şeyin bir önemi yoktu. Okulda açıktım ya hani. Kendime bir de isim koydum Buket diye. Kapalıyken Ayşe’ydim, açıkken Buket. Ama Buket hiçbir zaman Ayşesiz olmayacak sanırım. Bunu neden mi söylüyorum? 12. sınıfı bitirdim ve üniversite sınavına girdim. Bu sene pek çalışmadığım için istediğim bölüm gelmedi. Oysaki ben psikoloji okuyup sizlere danışmanlık yapmak istiyordum.

Neyse, ben puanımın da tuttuğu bir siyaset bölümüne yönelmek istedim. Atatürk’ü sevdiğim için “Siyaset okuyup da CHP’li mi olacaksın?” dediler. Öyle olmadığını söyledim. Sonra bayağı tartıştık. 3 kişiye karşı 1 kişiydim. Annem, babam, abim ve ben. Sürekli annemin “Sus” demesiyle büyüdüğüm için kendini iyi ifade edebilen biri olamadım ve tartışma büyüdü. RTE’yi sevmediğimi söyleyince babam “Ben sana niye ekmek veriyorum ki!” dedi. Sonrasında “Hiçbir tercih yapamazsın, göndermeyeceğiz, telefonunu da alacağız” dediler.

Bu mektubu kimseye göstermemeye çalışarak yazıyorum. Ben insanlara kendimi anlatmayı çok isterdim, bir TEDx konuşmasında veya bir yazıda… Belki de bu yazı, o yazıdır. @bukettsbs

(Görsel: Heidi Hahn)

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir