Yaptığım her şeyden, söylediğim her sözden utanç duymak katlanılamaz bir şeydi.

Ben hayatım boyunca din konusunda katlanılamaz bir baskı yaşamadım. Ama bu sitenin sadece din değil, pek çok konuda pek çok insana yardımcı olan; “Yalnız değilsin! Bunun da bir çözümü var.” diyen bir platform olması benim için çok önemli.

17 yaşında bir genç kız olarak kimliğimi sorgulamanın, geleceğimi tahmin etmeye çalışmanın ve özgüvensizliğin çukurunda ben de bulundum. Ve bir çıkış yolu göremedim. Hayatımda yaptığım hatalar asla düzelmiyor, bitmeyen bir halka gibi sürekli başa sarıyordu. Hani filmlerde kırılma noktaları vardır; karakter dibe vurduğu anda, oradan aldığı güçle, tam hız yukarı çıkar ve dürüstlük, açıklık ve içtenlikle bütün sorunlarının üstesinden gelir ya, ben de öyle bir anı bekliyordum, ama her dibe vurduğumu sandığımda dünya bana inatla; “Hayır. Daha yolun var.” diyordu. Akademik başarısızlığım, ailemin benden umudunu yitirmesi, onların ekonomik durumlarını bir hiç uğruna batırmış olmak… Bu suçluluk hissi altında ergenlik duyguları da toplanınca hayat çekilmez bir hal aldı.

Çıkamadığım, kurtulamadığım o sonsuz halkadan tek bir çıkış yolu vardı; intihar etmek. Daha önce pek çok kez ailemi daha fazla incitmemek için hafızalarını silip ortadan kaybolmak istediysem de, bunu umduysam da gerçek olamayacağı için yapacak tek bir şey kalmıştı. Haftalardır aynı şeyi düşündüğümden pek çok yolu değerlendirmiştim. İlaç yutmak desem, hangi ilacın ölümcül olabileceği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bunun yerine bileğimi kesmek daha mantıklıydı. Her şeye rağmen hala hayatımı bitirme fikri çok korkunçtu. Ama artık yaşamaya umudunuz ve enerjiniz kalmadığında, aklınızda bir tek bu oluyor.

Öyle yorgundum ki çoğu zaman büyük bir özlemle hayal ettiğim geçmişe gidip, her şeyi düzeltme fikri bile imkansız geliyordu. Hatırlıyorum, pek çok zaman internette intihar ya da “suicide” kelimelerini araştırdığımı… Bana; “Hayır.” diyecek herhangi birini arıyordum… Ben inanan bir insan değilim, o yüzden öbür dünya gibi bir beklentim yoktu. Ben bu karanlık dünyaya dalıp gitmişken annem elimden tuttu. Bana dedi ki; “Yalnız değilsin, bunu birlikte atlatacağız. Hiç korkma kızım.” O anda annemin benim gitmeme dayanamayacağını anladım ve vazgeçtim. Filmlerde de böyle sahneler vardır. Ama izlerken hiç işe yararmış gibi gözükmez. İşe yaradı. Anladım ki yalnızmışım ve annemin bile benden umudunu kesmiş olması beni kırıyormuş.

Psikiyatriste gittik. Profesyonel bir yardım almam gerektiğini biliyordum. Doktor bana hep geçmişte takılı kaldığımı, bunun da depresyona sebebiyet verdiğini söyledi. Haklıydı. Yaptığım her şeyden, söylediğim her sözden utanç duymak katlanılamaz bir şeydi.

İlaç tedavisine başladım ve o sonsuz zincirin bir parçası kırılınca, diğerleri de yavaş yavaş bozuldu. Şimdi ailemin umudu var. Benim de… Ve onları böyle mutlu görmek bana yetiyor. Ve sırada mutluluğumun kaynağını, kendime getirmek var. Bu da son doktor randevusundan çıkan karar. Şimdi geçmişe bakınca, sadece depresyona girdiğim için ailemin hayatını mahvetme ihtimali çok gereksiz geliyor. Çünkü umut fakirin ekmeği. Umudumuzu kaybettiğimizde insanlığımızdan ne kalmış demektir?

Demem o ki; kendi hayatınız sizin en değerli mülkünüz. Sakın, ama sakın onun değersizleştiğini düşünüp vazgeçmeyin. Bu dünyada yalnız olsanız bile kendinize sahipsiniz. Ve geçtiğimiz her zorluk bizi daha da güçlü kadınlar yapıyor. Bizi öldürmeyen her acı, gerçek dünyaya hazırlıyor. Kendi ayaklarımız üzerinde durduğumuz güzel bir geleceğe, umarım…

(Görsel: John Dalton)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.