Artık iki insana bölünmüştüm. Bir ben vardım bir de Müslüman ve kapalı bir İmam Hatip’li.

Bunu okuyacak olan herkese merhaba. 17 yaşında, sınav senesinde olan bir genç kızım ben de, çoğumuz gibi. Özgür olmayı hep çok sevdim ve aslında buna hiç sahip olmadığımı fark edince hayatta yaşamak için sebebim dahi olmadığı düşüncelerine kapıldığım ağır bir depresyona girdim. Ben de oldukça muhafazakar bir ailede doğdum, büyüdüm bu yaşa kadar. Daha 5. sınıfta kapandım; çocuktum ve İmam Hatip’e gidiyordum.

Babam için çevremde erkek olması büyük felaket demekti. Ablalarım bu yüzden tonla şiddet görmüşlerdi gözümün önünde, ben daha ilkokuldayken. Erkek arkadaşları eğer kötü insanlar olsalardı ablamlara zarar verebilirlerdi, babam onları korumalıydı, yapması gerekeni yapıyordu onları döverek. Çevreden görmedikleri zararı onlara kendisi vererek. Ne demekti ya kızının erkek arkadaşı olması? Nasıl mümkün olabilirdi? Kızı yollu muydu da sevgili ediniyordu? Tek yaptıkları birbirlerini sevmek olduğu halde bu katiyen olmaması gereken, haysiyetsizce ve onur kırıcı bir davranıştı. Bazı kızlar daha çabuk duygusal bağ kuruyor ve buna ihtiyaç duyuyor diye elbet dayağı hak ediyorlardı. Bu onları korumak ve onların erkeklerden hayır gelmeyeceğini, dışarıdaki hayatın tehlikelerini anlamaları için tek yoldu. Neyse ki sonra İmam Hatipler açıldı. Herkes yoğun taleple kızlarını oraya gönderdi, onların isteğine bakmaksızın, orada verilen din eğitimini önemsemeksizin. İçleri rahattı, okulda erkek yoktu. Ve elbet hepsi kapanacaktı. Saçlarını erkeklerden sakınıp açık kıyafetlerden sonsuza dek uzak kalacaklardı. İşte bizim başımıza gelen de buydu. İsteyerek kapandım ben de, üstüne ferace giydiğim bir dönem geçirdim, hafızlık yapmak istedim. Yatılı kursta bir kez kalınca aklımızı nasıl da yıkadılar. Okula gitmemek için direndiğini hatırlıyorum. Zor engel oldular ve neyse ki İmam Hatip Lisesine devam ettim.

10. sınıfta bir şeyler değişmeye başladı içimde. Tüm din derslerinde tartışma çıkarmaya, arkadaş çevremden uzaklaşmaya ve yalnızlaşmaya başladım. Görüntümden oldukça hoşnutsuz bir bene dönüştüm. Okulda kimseyle kafam uyuşmamaya başladı. Kendi kendimi geliştirmeye başladım. Bir sürü kitap okudum. Dilimi geliştirdim. Enstrüman öğrendim ve İmam Hatip’in bana hiçbir katkısı olmamasına karşın yalnızca vaktimi çaldığından çok yakındım. Ah o Kur’an ezberleri. İnsanlar kafayı yemişler. Kur’an’ı Arapça okuyup ezberlemenin kimseye faydası olmayacağını söylediğimden, sayısız tartışmaya girdim. Sapkın düşünceli oldum. Yoldan çıkmış oldum. Annem benden hep, sen çok tehlikelisin, diye bahsederdi. Hala da öyle. Velhasıl artık düşündüğüm ve kendimi beğendiğim şekilde görünmek istedim. Aileme anlattım, kaç gece ağladım ancak başarısız oldum. Neyse, dedim, onları üzmeye değmez. Ama böyle bitmedi elbet. Kendimden soğudum. Dinden soğudum. Ailemden soğudum. Kapalı olmamı söyleyen her yazıdan, herkesten soğudum. İnançlarım değişti. Artık iki insana bölünmüştüm. Bir ben vardım bir de Müslüman ve kapalı bir İmam Hatip’li. Buna son vermek adına okul için çıktığım bir gün başörtüsünü çıkardım yolda. Okulda bana inanmadılar bile. Ama umurumda değildi hiçbir şey. Ancak 3. günün sonunda 3 gündür açık gittiğimi itiraf edebildim. Ve ne oldu, biliyor musunuz? Ağlaya ağlaya, zorla başörtüsüne geri döndürüldüm. Hocalarım mutlu oldular. Ben onca hafta ağlamaktan gözüm mor gezmişken. Daha sonrasında da çok kez açıkladım takmayacağımı. Babam ağladı karşımda, annem ağladı. Ben öyle ruhsuz, yere baktım sadece. Yine başaramadım. “Bu evde yaşadığın müddetçe kapalısın.” dediler. Ve hala şu an kapalıyım.

Geleceğe dair hiç heves ve umudum yokken aklıma evlenmek fikri geldi. Eğer kendim gibi birisini bulabilirsem hayatım dahi kurtulabilir, dedim kendime. Belki o zaman özgür olabilirim. Yoksa bu insanların arasında, olmadığım biri gibi davranmak ruh sağlığımın bozulmasıyla sonuçlanacak, eminim. Ve ilk kez hayatımda gerçekten güzel diyebileceğim bir şey gerçekleşti. Benim gibi olan biriyle tanıştım. Aynı dertten mustarip o kadar insan var ki. Benim şu anki hedeflerim üniversiteyi kazanıp onunla tanrının ve ailelerimizin izniyle aynı eve çıkmak. Hayat bazen umut yeşertebiliyor ve evlenmek her zaman yoğun sorumluluk, genç yaşta olmaması gereken bir şey olmayabiliyor. Geleceğe dair plan yapın dostlarım. Yaşamaktan vazgeçmeyin.

(Görsel: Giselbert Hoke)

Comments (2)

  1. umarım her şey gönlünce olur. ben(15) de şu kuran ezberleri, geceler boyu ağlama, onlarca hakaret, bitmeyen kavgalar dönemindeyim. o kadar haklısın ki insan çöküyor. özgürlüğüne kavuşmanı ve mutlu olmanı diliyorum. asla unutma yalnız değilsin, seni anlayanlar, senin gibi olanlar hep yanında. kimse kimseyi sonsuza kadar kısıtlayamaz. başaracağız. seni hic görmesem de seviyorum.

  2. Her ne kadar böyle ağır şeyleri yaşamamış olsam bile seni biraz anlayabiliyorum. Keşke yardımcı olabilseydim sizlere ama elimden gelen sadece iyi dileklerde bulunup, sizi sevdiğimi söylemek. Umarım bunları en az zararla atlatabilirsin. Seni sevdiğimi bil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir