Nefeslerce özgürlüğümü söke söke alacağım.

Bu platformu keşfettiğim ilk andan itibaren kendi hikayemi ve mücadelemi de paylaşacağımı biliyordum, paylaşmalıydım da. Ama hep erteledim, kazanınca dedim; kazanınca ve kavuşunca hür rüzgarların koynuna, o zaman yazarım. Ama bir sabah uyandığımda, şiş gözlerim ve elli tonluk hissiyatı olan bedenimin beni bu mektubu yazmaya iteceğini beklemiyordum. Zaten ben dün gece duyduğum, her biri ruhumu ıstırabın kırmızı yaralarına boyayan sözleri de hayatıma yön verecek sınava üç ay kala duymayı planlamamıştım. Ertelemiştim hep umutlarımı, hayallerimi, gerçekliğimi yaşayacağım günleri.

Dün aynı mücadeleyi paylaştığım bir arkadaşım mesaj attı; “Ben bugün dışarı açık çıktım.”. O mesajı okurken onun adına öyle mutlu oldum ki gözyaşlarımı tutamadım. Ama gözyaşlarımda saklı tek şey mutluluk değildi, kendi tutsaklığımın devam ediyor oluşunun verdiği derin acıydı da. Gün içinde midem ağzıma gelecek gibi oldu birkaç defa, hastayım bu aralar diye sandım. Sonra anladım, içimde artık bastıramadığım gerçekler taşıyordu. Israrla onları bastırmaya çalışmak, o hiç gelmeyen ‘uygun zaman’ı beklemek biçareydi. Zamanı beklemiyor bazen acılar incelediği yerden kopmak için.

Gece on buçukta oturduk, konuştuk ailemle. Daha doğrusu ben birkaç cümle konuştum, gerisi onların bağırış, hakaret, tehditleriydi.

10 yaşımda kapandım ben. Babam imam, baba tarafı kalabalık ve o kalabalıktaki her bir kız çocuğu defalarca babamın tesettür baskılarına maruz kaldı. Ben doğduğum günden itibaren hep babamın kızlara, kadınlara tesettür, İslamiyet yönündeki baskılarını görerek büyüdüm. Bir gün o hakaret ve baskıların beni de hedef almasından korkarak örtünme vaktin geldi, denildiği ilk an aldım kafama örtüyü, çıktım dışarı. Elbiselerim yoktu tesettür için, diğer kızlardan farkım kafamdaki örtü ve uzun kollu tişörtlerimdi.

Babam imam ya, insanlar içlerinde bastıra bastıra bir hâl oldukları tüm gerçeklerin acısını beni günah keçisi ilan ederek çıkarıyordu. Okul eteği diz kapağıma mı geliyormuş, nasıl imam kızıymışım ben? İnternette Barbie oyunları, okulda kızlı erkekli kovalamaca oyunları mı oynuyor, maçlarda tezahürat mı yapıyormuşum? Nasıl imam kızı, İslam’ın temsili olabilirmişim? Babamdı, akrabalardı, mahalle insanlarıydı, okuldakilerdi derken içimdeki benin sesi nefes alamadı yıllarca. İslâm’ın seçtiği kız çocuğu olduğum iddiası; bu uğurda ismime bile yani doğduğum gün kimliğime dolayısıyla bedenime, sonrasında ruhuma da her duyduğum sözle ilmek ilmek işlenmişti. İslam’ı temsil etmeye zorlanırken kendim gibi yaşayamadım tam 8 yıl.

Örtündüğümün altı ay sonrasında uzun etek baskıları başladı bu defa, pantolon giymem yasaklanmıştı. Tam anlamıyla sebebini o zamanlar kelimelerle ifade edemesem de o 11 yaşındaki minik ben hep isyan etti eteklere, tokat yedi, babası kendisi onlarca kadın eteği alıp fırlattı önüne “Ya giyersin ya dışarı adımını atmazsın” diyerek. Bazen giymek zorunda kaldım, bazen isyanım başarılı oldu ve giymedim. İmam Hatip mevzusu da çok açıldı ortaokulda, yine içimden güçlü bir ses ‘Sakın kabul etme, sakın gitme İmam Hatip’e’ dedi ve ben küçük yumruklarımı sıkıp direndim.

Lise sınavı geldi, Ankara Fen Lisesi’ni kazanıp kurtulmak isterken yarım puanla AFL kaçtı ama yine başka harika şehirlerde okuma şansı kazandım. Tabii ki ciddiye bile alınmadı isteğim, şehrimdeki Fen lisesine bile direne direne gönderildim. İmam Hatip Proje Fen lisesi açılmıştı o dönem şehrimde, nasıl kaçırırdım bu fırsatı aileme göre. Ama ben gecelerimi gündüzüme İmam Hatip’e gitmek için katmamıştım. Emeğimin ödülüne sarıldım, Fen lisesine gittim.

Artık mahalle sınırlarına çıkmıştım ya, okuldaki insanlar ismimi öğreniyordu önce yani ilk tanıdıklarında imam kızı değildim onların gözünde. Bahsi geçti ya, ismim direkt Müslüman kadın anlamında, ismim ele veriyordu beni zaten aslında. Başımdaki örtü de öyle. Oysa ben içten içe benimle konuşup tanıştıktan sonra hakkımda fikir sahibi olsunlar istiyordum, kadınlara mazur görülen o bez parçası değil düşüncelerim beni ifade etsin istiyordum. Yakınım olmaya başlayan herkes ‘Sen hiç göründüğün gibi değilsin, dolu dolu radikal bir bireysin’ derdi. Buruk bir tebessümle karşılık verirdim onlara.

Lisede dini konularda, dahası felsefe derslerinde bile özellikle sustum hep. Omzum çökmüştü yıllarca inanmadığım gerçeklikleri savunmak zorunda kaldığım için. Gerçek düşüncelerimden ise ben bile korkuyordum, çok korkuyordum başımdaki örtünün temsili dışına çıkan düşüncelerimden.

Lisenin ilk iki yılı benim için aydınlanma çağı gibiydi; interneti serbestçe kullanabiliyor, istediğim kadar kitap okuyabiliyor ve dolayısıyla tonlarca fikri tanıma fırsatı buluyordum. Dersler çok sönük kaldı bu arayış çabasının yanında, düşük notlar aldım ama mutluydum hem de çok mutlu. Ayrıca Fen lisesinde bir eşit ağırlıkçıydım, o da ayrı yüktü ama altından kalkabilirim dedim kendime. On birinci sınıfta biriken tüm acılar volkanik bir patlamayla yüzeye çıktı, o dönem nasıl yıllarca İslâm’ı başımda taşıyıp gezmek zorunda kaldıysam Fen derslerini de kendi sevdiğim edebiyat, tarih, coğrafyadan daha fazla yukarıda taşımak zorunda kalmaktan bıktım ve Anadolu lisesine geçtim.

Bir yıla yakın yoğun psikiyatrik tedavi gördüm, şok tedavisi aldım, ameliyat oldum. Hastane koridorları nihayet beni güneşe çıkardığında artık ben, bendim. Kendime sarılmayı öğretti bana o koridorlar, terapistim, okuduklarım, izlediklerim ve yüzleştiklerim.

Üç ay kaldı, hukuk kazanacağım. Sınavın ertesi günü işe girip paramı kazanmaya başlayacağım. Gideceğim bu şehirden, kıracağım zincirleri. Mutlu olmak için değil, belki şimdikinden çok daha ıstırap dolu zamanlar olacak. Sadece acıyacaksa da canım, benim tercihlerim acıtsın. Taşımak zorunda bırakıldığım onca şeyin yanında başkalarının açtığı yaraları da sarmaktan kurtulacağım. Biliyorum, bile bile atacağım kendimi her zamankinden zor günlerin bağrına. Düşeceğim, yaralanacağım, kan ağlayacağım. Ama kaldıracağım kendimi, saracağım yaralarımı. İşte o zaman kendi çizdiğim yolda yaşamış olacağım ya, mücadelem de o benim zaten.

“Neye geldim dünyaya bilmem ki neyim

Ağlamak istemem gülemiyom ki

Körpeler ağlıyor bir dilim ekmek

Ağlatma al diyorlar alamıyom ki”

LSD Orkestrası’nın 68 çıkışlı bu şarkısından alıntı yaparak bitirmek istiyorum mektubumu. “Bir dilim ekmek” parçası benim için çift anlamlı. İlki okunduğu gibi anlam, ikincisi de “bir nefeslik hürriyet” diye değiştirdiğimde hissettiğim derin anlam. Gerçekten kendi alın terimle kazanamadığım bir dilim ekmeğimin, zincirlere vurulmuş hür yaşamımın özlemini göğsüm parçalanırcasına çekiyorum. Kendime söz, dilimlerce ekmeğimi de nefeslerce özgürlüğümü de söke söke alacağım.

Enkaz altında bile olsa hayalleriniz, hayatlarınız; ışıklar bize “evimizin” yolunu gösterecek. Her koşulda bir yolunu bulacağız dostlarım. Ve lütfen unutmayın, o yolda asla yalnız yürümeyeceğiz.

(Görsel: Enoki Toshiyuki)

Comments (4)

  1. Bu yazdıkların beni derinden etkiledi.. Sen çok güçlüsün.yalnız değilsin.

  2. ~Alnımın teridir hep dümenin suyu,
    ~İnsan gibi bunu o anlamıyor ki…

    Sana bu mısralarda cevap vermek istiyorum. Kendi emeğinle kazanacaksın ekmeğini, ve nefeslerle özgürlüğünü söke söke alacaksın 🙂
    Bu mısralarla tekrardan bir mektup bıraktığında buraya, sen artık başarılı bir hukukçu -belki de hakim, savcı- olacaksın. İmamın kızı lakabını akrabalarından bile duymayacaksın, sen artık kendinsin imamın kızı değilsin.
    Yanlız yürümüyorsun, seninle aynı hedefe koşan kadınlar olarak birbirimizin yollarını alev alev yanan meşalelerle donatacağız. Senin yolun da gözlerinin göremeyeceği kadar aydınlık, hep başarıya koşman dileğiyle…

  3. Seni bu yaşta bilim, sanat, kariyer, seyahat yerine böyle saçma sorunlara maruz koymuş aileni, anne ve babanı, adına memleket dedikleri o toplum düzenini asla ve asla unutma ve affetme. Her şey tabii ki deyiştikten ve güzelleştikten sonra.

  4. hep aynı olaylar, aynı hikayeler. muhafazakar aileden geliyorum baskıları hep aynı. okuduğun kitaba, dinlediğin müziğe, giyimine her şeyine ailenin karışma hakkı var yani öyle görüyorlar. kendim de eskiden başörtü takıyordum. birgün başıma taktılar hadi yakıştı mı diye sonra da çıkaramazsın dediler, 5 sene taktım. çıkardım sonra. çok zor oldu benim için. yıllarca dışarıdan tepkilerle, ailemle, kendimle yüzleştim. hoş aile dışındakilere pek laf söyleme izni de vermedim. neyse yıllar içinde bu oturdu. ailemle aramda belli bir mesafe kurdum, kendimle de barıştım. ancak imam hatipte okuyan kız kardeşim var bu kez. onu da balörtü takmaya zorladılar, ne desem ne yapsam ikna edemedim. o da direnmedi. şimdilerde istemediğini dile getirmeye başladı ama utanrak ve gizlice söylüyor. ne yapar çıkarar mı bilmiyorum tek istediğim ilerde güçlü bağımsız bir kadın olması ve mutlu olması. ancak görünen o ki muhafazakar ailelerde kavga etmeden, benim sınırım bu demeden yaşanmıyor. başörtülüysen eteğe, oradan feraceye ısrar ediyorlar. kitaplarına, gittiğin yere, arkadaşlarına her şeyine. sen benim hayatım bu her şeyime de karışma demedikçe gerçek anlamda her şeyine karışıyorlar. muhafazakar aileden gelmeyen insan bizi anlayamaz. ancak bu platform var. insanlar da bu perspektiften baktıkça anlayacaklardır diye düşünüyorum. çaban için de takdir ettim seni. insan her daim kendi olabilmek için mücadele etmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.