Öyle boğuluyordum ki sanki başıma başörtü değil de ateşten bir bez örtüyordum.

Merhaba. Muhafazakâr anneanne/babaanne, dede ve normal muhafazakâr bir aile ile büyüdüm. Ortaokulu 13 yaşında bitirdikten sonra lise okumamıştım.

Kapanma hikayem şöyle başladı; ortaokulu bitirdikten sonra, yani 13 yaşımdan itibaren, bazı akrabalarım ve özellikle anneanne ve babaannem sürekli kapanmam gerektiğini söyleyip duruyordu. Bunu ara sıra babam da söylüyordu, özellikle babaannemin etkisiyle…

15 yaşına gelmiştim ve o yaşın getirdiği deli çağ’ın etkisiyle bir erkek arkadaş edinmiştim. Ailem muhafazakâr olduğundan bu sevgili olayımı onlardan gizlemek zorundaydım. Aradan 2-3 ay geçtiğinde öğrendiler ve çok kızdılar. Bunun sonucunda babam bana “Artık başörtü tak” dedi. Başörtü takayım ki ahlaklı olayım…

Ben de buna henüz hazır olmadığımı söyledim ve bana 2 ay mühlet vermesini istedim, o da kabul etti. Öyle böyle derken istemeyerek kapandım. Kendimi mecburiyetten bu duruma alıştırdım. İlk 2 sene normalin üstünde aşırı rahatsızlık hissetmedim ama 2 seneden sonra artık başörtüsü beni boğuyordu. En çok da yaz sıcaklarında. Öylesine boğuluyordum ki sanki başıma başörtü değil de ateşten bir bez örtüyor gibiydim. Giderek iyice nefret ettim, neredeyse ifrit oldum. İşte bu stresli zamanlarımda sırf başörtü takmamak için dışarı bile çıkmamaya başladım, kilo aldım… Sosyal hayattan kendimi soyutlamıştım. Bu durum beni dinimi araştırmaya, sorgulamaya itti. Bunun sonucunda din bana saçma gelmeye başladı. 1 sene süren bir sorgulama evresi sonucunca deist olmuştum. Dinim İslam değilken başörtülü olmak beni aşırı rahatsız ediyordu. Yaşım 20’ye gelmişti ve artık hayatımı kâbusa çeviren bu durumdan kurtulmam gerektiğini anladım. Babama bunu açıklamam gerektiğini düşündüm fakat ters tepki vereceğinden korktuğum için cesaret edemedim. Ancak okul okuyarak bu durumdan kurtulabileceğimi düşündüm. Liseyi açıktan 2,5 yılda bitirmeyi hedefledim. Zaten ailem okul okumak konusunda çok titizdir, hiçbir şeyi okumaktan daha önemli görmezler.

Her neyse, yaşım 23 ve bir gün evde sadece babam ve ben varken benim canıma tak etti. Babama her şeyi güzelce söyleyecektim. Bunun için ortam hazırladım. Akşam yemeğinde babama yaprak sarma yaptım. Sofrayı hazırladım ve masaya oturdu. Havadan sudan konuşurken ben birden babama “Baba, sana bir şey söyleyeceğim” dedim. “Söyle” dedi. O anın heyecanıyla 5-10 saniye duraksadım, terledim, yutkundum. Babam “Ee, söyle” dedi. Cümleye başladım; oradan girdim, buradan çıktım ve lafı “Baba, ben açılmak istiyorum” cümlesine getirdim. Bu cümlemin ardından ağlamak geldi, karşısında ağladım. Babam da yanağımı sevdi, “Ağlama, ben seni çok seviyorum” dedi. Böyle yapması beni çok şaşırttı, bu kadar anlayışlı olmasını beklemiyordum. Ardından lafıma devam ettim. Bu durumun benim hayatımı nasıl kabusa çevirdiğini anlattım. Tüm derdimi boşalttım. Beni anladı ve “Sen büyüdün artık, zorla başörtü taktıracak halimiz yok herhalde” dedi. “Üzülme” dedi.

Babamdan olumlu tepki aldığım için mutluydum. Artık başörtüyü çıkartmak için önümde ‘mahalle’ dışında bir engel yoktu. Bilirsiniz işte, mahallede dik dik bakanlar… Bundan da korkuyordum. Kendime zaman tanıdım ve alıştıra alıştıra başörtümü çıkartmaya başladım. Bir gün de tamamen başörtümü çıkarttım. O an rüzgârın saçımın tellerinin arasından geçişinden büyük haz aldım, o an benim hayatımın dönüm noktası oldu.

Şimdiki durumum; kilo verdim ve üniversite sınavıma hazırlanıyorum. Başörtüsüzüm, olmak istediğim kişiyim… Umarım siz de hayallerinize kavuşursunuz, olmak istediğiniz kişi olursunuz. Hoşça kalın.

(Görsel: Sylvia Fein)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.