Annem, sırf erkek bir arkadaşımı rehberime samimi bir şekilde kaydettiğim için telefonumu paramparça etmişti.

Merhaba, nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Benim hikayem ortaokulda başladı. 6. sınıftaydım. 2. dönemin ilk günüydü. Bir arkadaşım okula başını kapatarak gelmişti, İstiklal Marşı için sıradayken görmüştüm. “Neden kapandın?” diye sormuştum, “Ailem öyle istedi” demişti. Ertesi gün sınıfımdaki başka bir arkadaşımın daha kapandığı görünce özendim. Eve gittim, heyecanla “Anne, ben de kapanmak istiyorum” dedim. Anne tarafım da baba tarafım da kapalı insanlardan oluşuyordu ve bir gün mutlaka kapanacağımı biliyordum. Belki erkendi ama çok özenmiştim. Ailem, daha çok erken olduğunu ve ileride açılmak isteyeceğimi söylese bile ertesi gün daha eşarp nasıl takılır bilmeden öylece kafama dolayıp okula gittim. Okulda etek giyerdik. Kapalı olarak gidince o güne dek hep kıvırdığım eteği aşağıya çekerek gitmeye başladım. Yine de istediğim şeyi yapmış olduğum için mutluydum. Namaz kılmaya başladım. Kur’an kursuna gidiyordum. Arkadaş çevrem benim gibi değildi ama beni böyle kabul etmişlerdi. Herhangi bir sorunum yoktu. Zaten kapalı olmanın ne olduğunu bilmiyordum, sadece yapmam gerekiyor gibi hissediyordum. Benim için bir yük değildi, kendimi seviyordum.

7. sınıfa geçtim. Namaz kılmak istememeye başladım. Aileme kıldığımı söylüyor, odamda kapıyı kapatıp oturuyordum. Erkek kardeşim de namaz kılıyordu ama bir süre sonra o da benim gibi yapmaya başladı. 8. sınıfa geçtim. Kendimi çirkin bulduğum için makyaj yapmaya başladım. Biraz oturup düşünsem aslında kapalı olmak istemediğimi ve diğer kızlara özendiğimi kabul edecektim ama bunu aklıma bile getirmiyordum. Artık bu yola girmiştim ve geri dönüşüm yoktu. El âlem ne derdi! Ortaokul hayatım boyunca hep asosyal bir ev kuşuydum. Dışarı çıkmaz, okul-ev yapardım. TEOG sınavının zamanı geldi. Arkadaşlarımla hepimiz aynı yeri istedik. Bir tek ben gidebildim. Onların puanı yetmemişti. İyi ki de gelmemişler, eğer onlarla devam etseydim kendimi fark edemezdim.

Liseye geçtim. Ortamım değişti. Kapalı arkadaşlarım vardı ama ben kapalıyken kendimi sevmediğimi fark etmiştim. Yüzüme, makyajsız tanınmayacak kadar boya sürüyordum. Bir gün bu konuyu aileme açtım. Beklediğim üzere bunu kesin bir şekilde istemediklerini, günaha gireceğimi ve insanların arkamdan konuşacağını söylediler. Bir şey diyemedim. Sustum. Psikolojik olarak çöktüğüm bir döneme girmiştim. İlkokuldayken 2 sene boyunca öz kuzenim tarafından fiziksel tacize uğramıştım. Ne yaşadığımı o zaman anlayabilmiştim ve sürekli kabuslar görmeye başlamıştım. Ailem her konuda baskı yapıyor, sınıf arkadaşım olsa bile herhangi bir erkekle konuşamayacağımı, onları rehberime ekleyemeyeceğimi söyleyerek üstüme geliyordu. Daha uzun kıyafetler giy, daha az makyaj yap, dışarı çıkma, gezme… Çok bunalmıştım. Bir keresinde annem, sırf erkek bir arkadaşımı rehberime samimi bir şekilde kaydettiğim için telefonumu paramparça etmişti. Dayanamadım. İntiharı düşünmeye başladım ama kendi canıma kıyacak kadar cesur değildim.

Bir gün okulda resim dersindeydim. Öğretmenim kollarımdaki kesik izlerini görmüş ve “Kedin mi var?” demişti. Ne diyeceğimi bilememiş ve kekeleyerek “Evet” demiştim. Beni sınıftan çıkarıp öğütler vermişti. Ne olduğunu anlamıştı ve benim daha iyi hissetmem için bana yardımcı olmaya çalışıyordu. Benimse tek derdim aileme söylememesiydi. Söylemedi. Ama eve gidince çok düşündüm. Artık bir şeyleri ailemle konuşmalıydım çünkü çok ağır geliyordu. Taşıyamıyordum. Bir gün annemle mutfakta otururken kollarımı açtım. Konuşmaya başladık. Böyle bir şey yapmak için herhangi bir derdim olmadığını, kafamı sokacak bir evim olduğunu, yiyecek yemeğim olduğunu söyleyerek kızmaya başladı. Yaşadığım tacizi, gördüğüm kâbusları, kafamın içinden geçen düşünceleri teker teker anlattım. Bana inanmadı. “Küçüktün, hatırlamıyorsundur” dedi. Aynısını benden 3 yaş küçük kuzenime de yaptığı için kuzenimi eve çağırdık. Aynılarını anlattı. Ne benim annem inandı ne de kuzenimin annesi… En sonunda onları ikna ettiğimizde üzüldüler, ağladılar ama ailemin bana karşı tavrı hiç değişmedi. Hâlâ o insanların evine gidiyor, zaman geçiriyor, yüz yüze bakıyorduk ve annem bundan rahatsız olmuyordu. Babama anlatmak istedim, annem “Öldürür kuzenini” dedi, izin vermedi. Ben de sustum.

Sorunlarımla boğuşmaya çalışırken 10. sınıfa geçtim. Arkadaş ortamımı tekrar değiştirmiştim ve mutluydum. Ama kafamdaki şey beni artık boğmaya başlamıştı, nefes almamı engelliyordu. Tuvalete her gittiğimde “Artık yapamayacağım” diyerek ağlıyor, o kapıdan açık bir şekilde çıkmak istiyordum. Ailemle tekrar konuştum, sinirlendiler, kızıp bağırdılar. Babam en sonunda “Ne bok yiyorsan ye” demişti. Kabul ettiğini düşünmüştüm. Ertesi günün sabahında eşarp takmadan saçlarımı at kuyruğu yapıp hazırlandım. Kapıdan çıkacakken babam seslendi, “Öyle çıkarsan seni öldürürüm”. Yine başaramamıştım. 1 sene daha katlandım. Ailemle sürekli kavga ediyordum. Haftada 1 kere kavga etmeden durmuyorduk. O seneyi de atlattım ve 11. sınıfa geçtim.

Artık ciddi anlamda boğuluyordum. Evden çıkmak istemiyor, çıkarken ağlayarak çıkıyordum. Dışarıda kapalı birini görünce acaba aile baskısı yüzünden mi kapandı, diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Kendime olan nefretim büyümüştü, özgür olan herkese karşı cephe almıştım. Kendi içimde yaşamaya çalışıyordum. Depresyona girmiştim, hiçbir şeyden zevk alamıyordum ve üniversitede açılacağımı düşünerek kendimi avutuyordum. Bir gün tekrar annem ile konuştum. “Küçük bir tövbe al, eğer fikrin değişmezse açıl, tamam” dedi. Hemen kabul ettim. Fikrimin değişmeyeceğini biliyordum. Bir yere gittik. Tövbe aldım. O gün uyumam ve bir rüya görmem gerekiyormuş. Görmedim. Ertesi gün hâlâ kararımın aynı olduğunu söylediğimde, “Artık senden bıktık, bir kere bencil olmayı bırak. Bu saatten sonra açılabileceğine inanıyor musun? İnsanların ne diyeceğini hiç düşündün mü?” dedi. Çok ağladım, üzüldüm. Bir şey değişmedi.

Sonra virüs çıktı. Karantinaya girdik. Dışarı çıkmamak için bir bahanem olmuştu ama sürekli ailemle olmak, onlarla sürekli kavga etmek beni çok yormaya başlamıştı. Karantinanın 2. haftasında iyice cesaretimi toplayıp yanlarına gittim. Artık onlardan izin istemediğimi ve isteseydim zaten onlardan gizli bir şekilde bunu yapabileceğimi, buna rağmen onların izinlerinin olmasını istediğimi söyledim. Yaklaşık 1 saat boyunca konuştuk. Babam artık hiçbir şey demiyordu. Annem ise şart koşmaya başlamıştı: Oje sürmeyeceksin, açık giyinmeyeceksin, makyaj yapmayacaksın… Hemen kabul ettim. O an bana ne derse kabul ederdim.

Ertesi gün saçlarımı kesmek istedim. Anneme söyledim, “Gelip keser misin?” diye. “Ne açılması kızım, saçmalama” dedi. Ama bu sefer çok inat etmiştim ve başaracaktım. Kendi kendime kesmeye çalıştığımı görünce kesmişti. Sonra ilk defa dışarı çıktım. Saçlarım savruluyor, kulaklarım rüzgârı hissediyordu. O kadar mutluydum ki 5 dakikalığına çıktığım sokakta saatlerce kalmak istedim. Whatsapp’ta profilimi değiştirdim. O gün dayımlar geldi. Dalga geçip gittiler. Ailem çok üzülmüştü ve tekrar kapanmam için her gün dil döküyorlardı. Ama bir daha asla bunu yapmayacağımı kafama koymuştum. Açılmak istediğim süreçte dinden oldukça kopmuş ve her şeyi sorgular olmuştum. Bu durum açıldıktan sonra da sürdü ve artık tam anlamıyla dinden çıktığımı kabul etmiştim. Laf eden, arkadan konuşan çok kişi oldu. Akrabalar arasında ilk açılan kişi bendim. Yadırganmıştı. Yavaş yavaş annemin koyduğu şartları çiğnemeye başladım.

Şu an üniversite için sınav sonucumun açıklanmasını bekliyorum. Belki hâlâ giyimime karışılıyor ama olsun. Benim bu hayatta istediğim tek şey kafamdakini çıkarmaktı ve bunu başardım. Gerisi çok da önemli değil. Ailemle aramız yeni yeni düzeliyor. Antidepresan kullanmaya başladığımda bana karşı olan tavırları büyük ölçüde değişti. Artık nefes aldığımı hissedebiliyorum. Özgürüm. Benim gibi olan bir sürü insan var ve ben açılmadan önce sürekli buradaki hikayeleri okuyup cesaret toplamaya çalıştım. Açılmak için konuştuğum son zamanda da bu sayfa sayesinde cesaretimi topladım. Biz istedikten sonra yapamayacağımız hiçbir şey yok. Belki istediğimiz şey bugün olmuyor ama yarın elbette olacak. Sadece biraz beklememiz gerekiyor. Biliyorum; en kötü süreç, en zor geçen süreç bu bekleme dönemi ama mecburuz. Çünkü insanları değiştiremiyoruz. Ailem baskıcıydı. Hâlâ baskıcı. Tek fark, benim artık onları umursamamam. Başkalarını değiştirmeye çalışmayın, bu sizi yormaktan başka hiçbir işe yaramıyor.

(Görsel: Oswaldo Guayasamín)

Comment (1)

  1. hikayemi en çok benzettiğim kişi sensin senin adına mutluyum cesaret toplamam sebep oldun iyi ki varsın umarım hep mutlu olursun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.