Ben de her kadın gibi tüm hayatım boyunca önce cinsiyetimle sonra bedenimle yok sayılacağım.

10 yaşımda, çok erken bir yaşta toplumda yer edinmek istedim. 8 yıldır kapalıyım ve 8 yıldır kendime çok yabancıyım. Başka birinin bedenini taşıyormuş gibi… Henüz irademin oturmadığı dönemlerde aldığım kapanma kararının pişmanlığı, kendimden nefret etmeme neden oluyordu. Gerçi iradem otursa ne olacaktı ki! Elinde sonunda zorla kapatılacaktım.

Beni yıpratan şey başörtüsü değildi. Elbette Müslümanız ve örtü de bir zorunluluk. Fakat insanlar bu zorunluluğu çok yanlış anlamışlar. Örtü kişisel zorunluluktur, toplumsal değil. Ben rüzgârı saçımda hissetmek, kendimi yeniden hatırlamak istiyorum. Ben her zaman özgür ruhlu biriydim ama gün geçtikçe tükeniyorum.

O gün diz boyundan kısa tunik giymiştim, babamın söylediği cümle, “Bu ne, biz Müslümanız” oldu. Bu cümle kulaklarımda çınlar ve açılmayı düşündüğümde kendimden iğrenirdim. Açılmayı istediğim için bencil biri olduğumu düşünürdüm. Ben de her kadın gibi tüm hayatım boyunca önce cinsiyetimle sonra bedenimle yok sayılacağım. Bitti…

Geç de olsa farkına vardım, iğrenç olan ben değilim… Bu, yanı başında kızının tükendiğini görmeyen ve el âlem ne der derdinde olan bir anne, her şeye sessiz kalan bir abla, her zaman senden ayrıcalıklı bir erkek kardeş ve sana ilk baktığında bir çocuk yerine kız evlat görüp öyle davranan bir babanın iğrençliğidir. Çiçek sularken bile boğulur mu endişesiyle azar azar su veren bir insanı bu hale getiren herkese teşekkürler… Ama ben pes etmem, isyan bayrağını çekmek için son 11 ay.

Kimsenin sizin yerinize yaşamasına izin vermeyin. Birilerinin isteğiyle yaşamak için dünyaya gönderilseydik o zaman bize gerek kalmazdı, toprak israfı olurdu. Sevgiler.

(Görsel: Felice Casorati)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.