Küçükken bile asla pantolon giyemezdim çünkü o erkek kıyafetiydi ve lanetlenmişti.

Radikal İslamcı bir ailede büyüdüm. Hayat beni bu yaşa getirene kadar her koşmak istediğimde eteğimden, paçalarımdan çeke çeke büyüttü. İlkokul bittiğinde ne olduğunu anlamadan okuma yazma öğrendim, “Artık okul yok” denilerek okuldan alınıp bir kursa yerleştirildim. O küçücük bedenim ve aklımla hiçbir şey anlamasam da sadece orada olmak istemediğimi biliyordum, her kapı çaldığında beni buradan alacaklar diye yüreğim hopluyordu.

O karanlık yıllardan sonra ailem beni İmam Hatip’e göndermeye razı oldu. İçeride sadece kızların olduğu, Milli Eğitim’e bağlı bir okulda okumak için üzüntüden kalp hastalığı dahi geçirmem gerekti. Fakat benim için İmam Hatip bile o kadar büyük bir nimetti ki hiç şikâyet etmiyordum, yeter ki okuyayım diyordum. Sanırım annem benim mutlu olmamı hiç istemedi. Küçükken bile asla pantolon giyemezdim çünkü o erkek kıyafetiydi ve lanetlenmişti. Başörtümü yaparken topuz yapamazdım, o da lanetliydi. Başörtüm omuzlarımı kapatmalıydı, ferace giymeliydim. Yolda yürürken sadece yere bakmalıydım çünkü erkeklerle göz teması kurmak göz zinasıydı. Evde bile eşofman giyemezdim. Din diye insanlara kakalanan bütün batıl inançlar üstümde uygulandı. Yıllarca mücadele ettim. Sınırlarımı genişlettim. Artık normal kızlar gibi kapanabilmiştim fakat bir gün içimde durduramadığım bir duygu oluştu.

Kabullenmek istemedim ama bir kez aklıma düşen o kıvılcım beni yakmaya başladığında tahammül edemez hale geldim. Açılmak istiyordum. Bir gün olsun din hakkında hiçbir şey düşünmeden nefes alabilmek istiyordum. Bir gün içim parçalanmadan gülebilmek istiyordum. Bunlar, üniversite sınavına hazırlandığım döneme denk geliyordu. Din hakkında bütün düşüncelerim değişti. Bir kadın olarak hayatta bana hiçbir yer ayırmayan, hep gizlenen ve saklanan olmamı isteyen ve bunu ‘Kadınlar çok değerlidir’ kisvesi altında kabul ettirmeye çalışan bir dine boyun eğiyordum. Bu kadar kısıtlamaya rağmen yine de cehennemde kadınların sayısının daha fazla olacağı söyleniyordu. Ne yapsak yetmeyecekti. Din erkeklerin hayatını hiç etkilemezken biz kendimizi bir mağaraya da kapatsak kadın olduğumuz için yeteri kadar Müslüman sayılmayacaktık. Böyle bir hayatı içime sığdıramadım. Gecelerce ağladım. Her şeye isyan ettim.

Bir gün tüm cesaretimi toplayıp anneme söylemeyi denedim. Ağlayarak derdimi anlattığım, bir kadın olarak belki beni anlar dediğim annem; hayatımda görebileceğim en büyük tepkiyi verdi. Tam bir aile faciası yaşadım. Değil açılmak, bir daha bunun konusunu dahi ağzıma alırsam okuyamayacaktım. Böyle diyorlardı. Tüm hayatım boyunca yaptığım gibi yine susmak zorunda kaldım.

Bugün sustuysam yarın susmayacağım. Belki çok vaktimi alacak, belki başardığımda yıllar ellerimden akıp gitmiş olacak ama ucunda özgürlük varsa her acıya değer… Hiçbirimiz yalnız yürümeyeceğiz, bunu lütfen unutmayın. Yalnız değilsiniz. Ben varsam, biz varsak ve biz kız kardeşlersek birbirimizden güç alarak başaracağız.

(Görsel: William Brickel)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.