Başörtülü kadınlar pek çok şey başardılar; ancak bu başarılara, o has (!) Müslümanlardan gelen tepkiler zamanla beni şaşırtmaya başladı.

Merhaba. Öncelikle bu platformu bulduğum için kendimi daha güçlü hissettiğimi ve aşağıda yazdıklarımın kimseyi hedef almadığını açıklama ihtiyacı duyuyorum.

Ben de pek çokları gibi henüz bir çocukken heves ederek kapandım ve akrabaların her zaman örnek gösterdiği o çocuk oldum. Başlarda her şey çok güzel giderken zamanla başıma taktığıma karşı bir nefret içimi kaplamaya başladı. Bu nefreti, bu seneye kadar az çok bastırabildim. Bu nefret, aslında tesettürün beni aşağılık psikolojisine sürüklemesinden ileri geliyordu. Başıma taktığımın beni her zaman dibe çektiğini hissediyordum. Zihnimde sürekli ‘Başörtülü kız bir şey yapamaz, başörtü sadece saçlarını örtmek değil, aynı zamanda zihnini de örtmek’ diyordu ancak bu düşünceyi bertaraf etmek için bunun bir vesvese olduğunu ve başörtülü kadınların da pek çok şey başarabileceğini, gerçek dinin aslında buna teşvik ettiğini kendime söyler dururdum. Nitekim başörtülü kadınlar pek çok şey başardılar; hepsiyle gurur duyuyorum ancak bu başarılara, o has (!) Müslümanlardan gelen tepkiler zamanla beni şaşırtmaya başladı. Yok efendim tesettürlü kadın müzikle sporla mı uğraşırmış, yok efendim tesettürlü kadın yurt dışına üniversiteye mi gidermiş…

Başta bu eleştiriler beni şaşırtmaktan ileri gitmemişti ancak sonra bu adamların bu eleştirileri neye dayanarak yaptıklarını merak ettim ve araştırma yapmaya başladım. Bu olayların başlattığı dini sorgulama ve araştırma süreciyle beraber aslında dinin ve dolayısıyla başörtünün zihni örtmek anlamına geldiğini çok acı bir şekilde fark ettim. Bu sefer de nefret duygumu ve aşağılık psikolojimi daha fazla bastıramayacağım gerçeği gün yüzüne çıktı. Başlarda bu duygularımı açığa vurmam, bakışlarımla ve düşüncelerimle oluyordu. Dışarı çıktığımda ne zaman açık bir kadın görsem sadece görünüşüne bakarak ‘Bu kadın benden daha akıllı, daha bilgili ve yaşamayı daha çok hak ediyor’ derdim. Böyle başlayan bu düşünce, kitaplarımla arama büyük bir mesafe koydu çünkü kafamda o örtü olduğu sürece ben ne kadar okursam okuyayım bilgili olamazdım, zihnim kapalıydı. Zamanla bu düşünce, bütün başörtülü kadınlara iğrenerek bakmaya dönüştü. Zaten dışarı nadiren çıkıyordum ve dışarı çıktığımda ise başörtülü kadınların ne kadar iğrenç varlıklar olduğunu düşünüyordum. Hepsinden iğreniyordum çünkü her birinde kendimi görüyordum. Her birinin sesini, beni başörtümden dolayı iktidar yanlısı olarak damgalayan o insanların sesi olarak duyuyordum ve bunu kendime yediremiyordum. Bundan sonra dışarı çıkmayı da bıraktım, böylelikle ne açık bir kadın görecektim ne de kapalı bir kadın. Annemin dışarı çıkarken eşarp takışını görmek bile beni rahatsız etmeye başladı çünkü annemin eşarbı bana kendime duyduğum nefreti hatırlatıyordu.

Önceden cıvıl cıvıl bir kızken zamanla odasından çıkmayan, kimseyle konuşmayan bir kız haline geldim. Odamda kaldığım sürece İslam’ı didik didik araştırmaya başladım, araştırmamın hiçbir zaman nihayete ermeyeceğini biliyorum ancak şimdiye kadar vardığım netice, zihnimi dinime tercih etmek oldu. Öteden beri bilim, edebiyat, sanat ve felsefeyle ilgilenir ve ne yazık ki bahsettiğim düşüncelere kapılırdım ancak artık inanmadığımı kabullendiğim gün bilime, sanata, felsefeye daha çok sarılabileceğimi fark ettim. Ne açılmak istediğimi ne de artık tam manasıyla inanmadığımı aileme anlatabildim. Bunun için üniversiteye gitmeyi bekliyorum.

Yalnızca çocukluğumdan beri içime işlenen o korku ara ara beni felç edecek şekilde vuruyor, o korkudan kurtulamıyorum. Geceleri uyuyamıyorum ve uyuyabildiğim zamanlarda ise kabuslar görüyorum. Tek istediğim, kendimle barışmak ve özgüven sahibi olmak çünkü ben deist bir bireyim ve kendi tanrımın benim mutluluğumu ve bu dünyaya olan katkımı saç telimden daha çok umursayacağına inanıyorum. Böylelikle insanlara daha haklı bir muamele edeceğimi ve bu dünyanın güzelleşmesi için çalışan tesettürlü-tesettürsüz bütün kadınların sonsuz mücadelesine daha çok yardımcı olabileceğimi düşünüyorum. Asla pes etmeyin ve sağlıcakla kalın canım kadınlar!

(Görsel: Don Binney)

Comment (1)

  1. Bu yazıları okurken seni 30 yaşında biri zannettim çünkü kullandığın kelimeler ve entelektüel duzeyin bu yaşta olduğunu hissettirdi bana. Seni tebrik ederim benim 40 yaşında geldiğim düşünce seviyesine subanda ulasmissin. Öğrendikçe ben de malesef yalnizlastim. Artık aptalca konuşan insanları duymak istemiyordum. Şu an 50 yaşındayım Allah’ın yarattığı her varlığı çok seviyorum o öğrendiğim böcekleri bile o aptalca konuşan insanları bile çünkü öyle yaratılmış onun suçu değil beyni o kadar algılıyor. Bu güzel yaşında çok gez hayatın güzelliklerini hisset sev. Ayrıca başı açık insanlar başı kapalı kadınlar hakkında artık öyle düşünmüyor. Bir konsere gittiğimde türbanlı kızların orada eğlendiğini gördüğümde çok mutlu oluyorum. Bu bir tercih ya da ailesinin tercihi gözüyle bakılıyor.
    Bir gün özgür olacaksın uzak değil o günler. Sadece hayata dahil ol.
    Çok öpüyorum .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.