Çocukluğum, babamın ablamdan utanmasını izlemekle geçti.

Çıkmaz, ruhsal olarak insanın içinde bulunduğu durum mu yoksa çevresine karşı verdiği savaş mı? Bir süredir benim için oldukça zor olan ruhsal bir çıkmazın içindeyim. Ne kadar emin olmasam da bir kere de olsa cesur davranarak içimdekileri açmaya karar verdim. Zaten fazla konuşmayı seven biri değilim. Çoğunlukla sessizlikten beslenirim. Verdiğim kararlar doğrultusunda seçimlerimi ailemle paylaşmam gerektiğine inandım. Çünkü ben bir bireyim ve özüm hakkında doğru ya da yanlış birçok karar verebilirim. Bunları da benim için değerli ve üstümde hakkı olan kişilerle paylaşmaktan mutlu olurum. Tabii bu onları üzecek, kıracak ve memnun etmeyecek bir konu olduğunda olaylar bazen fazlası ile kalp kırıcı boyutlara ulaşabiliyor. İşte bu noktada çıkmazlarım çakışıyor.

Çocukluğum, babamın ablamdan utanmasını izlemekle geçti. Her dışarı çıktığımızda babam, ablama “Utanıyorum senin gibi bir kızım olduğu için, seni yanımda dolaştırmak istemiyorum” deyip dururdu. Çünkü babam imam ve uzun süre ablamı başörtü takması için zorladı. En sonunda onun istediği oldu ve ablam kapandı. Şu an bu tercihinden memnun gibi görünüyor fakat bunu zorla değil de içinden gelerek yapmış olmayı dilerdi, bunu biliyorum.

Ben de tüm bunları yaşayarak büyüdüğümden bir gün aynı şeyleri yaşamak istemediğim için 14 yaşımda istemeye istemeye de olsa kapandım. Ailem bundan çok memnun oldu çünkü onları uğraştırmadan kapanmıştım. Daha 14 yaşımda bu kadar ciddi ve sorumluluk isteyen bir şeye girişmiştim ve beni hiçbir şey hakkında bilinçlendirmemiş olmaları şu anda bile beni çok sinirlendiriyor.

Şu an 17 yaşındayım ve artık başörtüsü takmak istemediğim gerçeği ile yüzleştim. Tabii bu bir günde olan bir şey değil. Bu, benim yıllarca içimde verdiğim bir savaş. Bunu ailem ile paylaştığımda başta fikirlerini soruyormuşum gibi davrandılar fakat ben onlardan sadece destek beklediğimi anlatmaya çalışıyordum. Bu kararı vermemdeki en büyük sebep, aklımda ve zihnimde başörtüsüne karşı bir nefret beslerken onu hâlâ kafamda taşımamdı. Bu şekilde mutlu değildim. Kendim gibi davranamıyordum. Kendimi çoğu şeyden geri çekiyordum. Annemle babama sarılarak dakikalarca ağladım. Beni sakinleştirdiler, vazgeçirmeye çalıştılar. Tam “Evet, ikna oldular, artık saygı duyuyorlar” diyordum ki ertesi gün dışarı çıkmam için bir sebep çıktı ve annem, “Kapüşonunu giy de çık” dedi… O an dediklerimin kimse üzerinde bir değer oluşturmadığını anladım.

2 gün sonra arkadaşlarımla dışarı çıkacağım ve başörtüsü takmayacağım. Annemle babamın beni nasıl karşılayacaklarına dair büyük bir korkum var. Ben kararımın arkasındayım ama bu süreci kendi kafamda atlatmaya çalışırken zaten inanılmaz derecede yıprandığım için daha çok yıpranmaktan ve enerjimi tüketmekten korkuyorum.

(Görsel: Léon Spilliaert)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.