Bu site, yaptıklarım için bana cesaret veren bir yerdi ve şimdi kendi hikayemi yazmayı borç bilirim.

Merhaba, nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Bir gün buraya yazı yazacağım aklımın ucundan dahi geçmezdi. Bu site, yaptıklarım için bana cesaret veren bir yerdi ve şimdi kendi hikayemi yazmayı borç bilirim. Buradaki insanlar gerçekten çok özel. Mektupları okurken herkeste kendimden bir parça buldum. Aklımda her zaman buradaki dertler, köşeye atılmış umutlar, baskılanmış hayatlar var… Umarım siz de benim gibi bu yazıda kendinizden bir parça bulursunuz.

Ben 17 yaşında bir Türk genciyim. Ailem hiçbir zaman çok baskıcı bir aile olmadı. Her zaman dinine bağlı normal bir aileydik. Güzel bir çocukluk geçirdim ama büyürken aklımın bir köşesinde sürekli ‘ben de bir gün başörtüsü takacağım’ düşüncesi vardı. Büyüyünce fark ettim ki bu, annem tarafından psikolojik olarak beynime kazınmış. Yıllar geçti, büyüdüm, liseye geçtim. Ailem, özellikle de annem başörtü konusunu açmaya başladı. Annem her zaman hem dünya hayatımın hem ahiret hayatımın iyi olmasını ister, onu da anlıyorum ama bunu yaparken istemeden de olsa biraz baskıcı olabiliyor.

Liseye geçtiğimde ilk gün okula başörtü takarak gittim çünkü ben annemin sevgisini kazanmak için her şeyi yapan bir çocuktum; her zaman onun gözünde olmak isterdim, dediği ne varsa yapardım ve kendi isteğimi hiç sorgulamazdım, hep o daha iyisini bilir diye düşünürdüm. Neyse. Lise ilerledi, ilk seneyi bitirdim ve aklımda sürekli açılma düşüncesi vardı. Aslında başlarda açılmayı hiç düşünmüyordum. Bu düşüncelere daldığım zaman kendimi kandırırdım, ‘Hayır, aslında böyle düşünmüyorum, bunlar şeytanın oyunu’ derdim ama bu ani bir heves değildi.

Büyüdüm, kendimi geliştirdim, bir sürü kitap okudum, bir sürü konu hakkında bilgi edindim. Zaman geçtikçe büyüdüm ve dine yaklaştıkça hem dini kurallardan hem de toplumdaki ‘Kapalı kadın onu yapmaz, bunu yapmaz’ düşüncesinden iyice soğudum. Bu düşünceler beni boğuyordu. İnanın, kendimi öldürmeyi bile düşündüm. Geceleri sabaha kadar ağlıyordum. Bunu anneme ve ablama nasıl açıklayacağım diye çok düşündüm. Gerçekten yaşamayan bu olayı bilmez, anlayamaz. Dışarı hiç çıkmadım, arkadaşlarım tatile giderken onları izledim, markete bile çıkmadım çünkü yansıttığım kişi ben değildim, başka birinin düşüncelerini yansıtıyordum. Bu yüzden sürekli ikiyüzlü hissettim, kilo aldım, dışarı çıktığımda beni fark etmesinler diye hep bol ve paspal giyindim, özgüvensizleştim, yataklardan çıkmadım, bütün gün uyudum ve yatakta hayal kurdum.

Bir gün annemle konuşmaya karar verdim. Buna karar vermek çok ama çok zor bir süreçti. Anneme söylediğimde çok üzüldü ama “Benim zorla bunu yaptıracak halim yok, ben ‘hayır’ desem bile büyüyünce yaparsın” dedi, “Sen ne biliyorsan onu yap ama ne ben ne de Allah senden razı” dedi. Bu da benim için yeni bir depresyonu başlattı, yeni bir ağlama krizine geçmiştim, yine haftalarca ağladım. Daha sonra annem, ablama bundan bahsetti. Ablam sürekli “Niye?” diye sordu, bağırdı, sürekli kavga ettik. Doğrusu hayatımın en kötü günleriydi. Onlara düzgün bir cevap da veremiyordum. Benimkisi özentilikten veya açık giyinmek istemekten değildi. Ben kendim gibi hissedemiyordum ve bunu kelimelere dökemiyordum. Buna hiçbir zaman alışamadılar, çok kavga ettik, çok laf yedim.

Sonunda bunun böyle devam edemeyeceğini hissettiğimde başım açıkken dışarı çıktım. Çok ama çok değişikti, tarif bile edemem. Çok mutlu olmuştum. Bunu kimse yokken yapmıştım yani açık çıktığımı daha aileme söylememiştim. Sonrasında onlara o gün dışarı açık çıktığımı söyledim, şok oldular ve tahmin ettiğimden kat be kat fazla kızdılar. Bu sefer ne olursa olsun kendi sesimi ve kendi kalbimi dinledim. Bundan sonra ne olursa olsun kendi istediklerime önem vereceğim, dedim.

Şimdi açılalı 3 ay oldu ve neredeyse normale döndük. Ailem alıştı, herkes alıştı. Eski ben olsaydım çok kötü olurdu, bunu sürekli kafaya takardım ama kafaya takmamak için kendime söz vermiştim. Bunlar olurken babama hiç sormadım, babamla aramız o kadar iyi değil. Gerçi o böyle şeylere karışmaz, ben de karışmasına izin vermem. Arkamdan laf söyleyen o kadar çok insan oldu ki… İnanın ki kimse yüzünüze konuşmaya, bir şey söylemeye cesaret edemiyor, kimse kendi düşüncesini dile getiremiyor ve bu yüzden arkanızdan konuşmaya karar veriyorlar. En zor kısmı ise dışarı çıktığınız an… Çıktığınızda kendinizi çok mutlu hissedersiniz, istediğiniz şeyleri başarmış gibi olursunuz ama sürekli insanların ne düşündüğünü umursarsanız mutluluğunuzu cehennem azabına dönüştürürsünüz. İnanın ki kimsenin umurunda değilsiniz. Sadece 1-2 gün konuşuyorlar ve sonra susuyorlar. Zaten yıl 2021 olmuş, neredeyse 2022 olacak; bu devirde gerçekten bu gibi konularla uğraşmamız şaka gibi… Ben de bu süreçte fark ettim ki bu kadar büyütülecek bir durum yok, koskoca hayatımızda bunu dert etmek saçma. Ne istiyorsanız onu yapın. Eğer yaptığınız şey kimseye zarar vermiyorsa canınız ne istiyorsa onu yapın. Biliyorum, çok ama çok zor bir süreç ama inanın ki kendiniz gibi hissetmenize değiyor… Buraya kadar okuyan kişilere çok teşekkür ederim ve bilin ki yalnız yürümüyorsunuz!

(Görsel: Fujita Léonard Tsugahara)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.