Akraba ve baba baskısı yetmiyormuş gibi bir süre sonra da mahalle baskısı baş gösterdi.

Merhaba. Sayfanızı bugün gördüm ve ben de hikayemi anlatmak istiyorum. 7 yaşına kadar hayatım çok normaldi. Ailem üniversite mezunu, eğitimli insanlardı. Büyük bir şehirde yaşıyorduk. Daha sonra baba tarafından akrabalarımın yaşadığı küçük bir ilçeye taşındık. Burada ilkokula başladım ve bu noktada hayatım zehir olmaya başladı. Annem ve babam çalışıyordu, bu yüzden okuldan çıkınca dedemlere gidiyordum. Dedem sürekli bana sınıfta erkeklerle oturmamamı, kızlarla oturmamı, erkeklerle konuşmamamı söylüyordu. Bunu annemlere söylediğim zaman annemler dedeme “Sana ne?” demek yerine anlattıklarıma gülüp geçiyorlardı. Bir süre sonra dedemin baskıları öyle bir hal almıştı ki gerçekten de okulda erkek arkadaşlarımla konuşmaya korkar, onların yanına oturmaya çekinirdim. Arkadaşlarım parkta oynarken ben onların yanına gidemezdim.

Ortaokula geçtiğimde annemle babam biraz muhafazakâr bir hal aldı. Kendi yaşamlarını değiştirdikten sonra benim hayatım konusunda da baskı kurmaya başladılar. Hiçbir zaman kapanma baskısı yapmadılar ama sürekli kıyafetlerime karışır oldular. Ortaokula kadar istediğim gibi giyinebiliyordum ve orta son sınıfa geldiğimde şort, etek vesaire giymemin aileme göre ‘kendini teşhir etmek’ olduğunu öğrendim. O zaman çocuk olduğum için bunu sorgulamadım ve ‘akıllı, uslu bir evlat’ olarak onların sözünü dinledim. Ortaokuldan sonra babam tayt, şort, etek giymemi yasakladı. Lise hayatım boyunca hep onların istediği gibi giyindim. Bazen arkadaşlarımla buluşacağım zaman babam çantamı kontrol ederdi. Acaba yanıma başka bir kıyafet alıp orada üstümü değiştirir ve ‘açık saçık şeyler’ giyer miyim diye böyle yapardı. Ne zaman bir kursa veya etkinliğe kaydolsam bana hep “Sen oraya bir erkek için gidiyorsun, kurs umurunda değil” derdi. Hiçbir zaman benim kendime bir aktivite ya da bir hobi bulmuş olabileceğimi, kendimi bir konuda geliştirmek isteyebileceğimi düşünmedi. Ona göre ben her yere ‘erkeklerle görüşmek için’ gidiyordum.

Lise hayatım boyunca hep akraba ve baba baskısıyla yaşadım. Bunlar yetmiyormuş gibi bir süre sonra da mahalle baskısı baş gösterdi. Bir gün okul arkadaşlarımla parkta çekirdek yiyip kola içiyorduk. Kız-erkek karışık bir grup olarak oturuyorduk ve orada otururken bir komşumla karşılaştım. Akşam eve gittiğimde babam bana “Sen erkeklerle mi oturuyorsun’” diye bağırmıştı.

Akraba, baba ve mahalle baskısıyla geçen 11 yıldan sonra sonunda o ilçeden taşındık ve ben üniversiteyi kazandım. Üniversitede ailemden uzaktayken kendi istediğim hayatı yaşamaya başladım. Daha sonra pandemi sürecinde eve döndüm. Eve döndüğümde babamın baskıları devam etse de artık taşındığımız için akraba ve mahalle baskısının kalmadığını fark ettim. Üzerimden büyük bir yük kalkmıştı ve ben sonunda babamın baskılarıyla da mücadele etmeye karar verdim.

Şu anda yeniden şort, tayt vesaire giyebiliyorum. Akşamları rahat rahat dışarı çıkabiliyorum. Babama benim ondan farklı bir birey olduğumu ve onun isteklerine göre yaşamak zorunda olmadığımı anlatmam neredeyse 2 yılımı aldı. Hâlâ bazı konularda baskıcı ve anlayışsız ama bir önemi yok. Mücadeleme devam edeceğim. Bir gün okulum bitince ekonomik olarak da bağımsız olup kendi hayatımı kuracağım. Kimseden izin almak zorunda kalmayacağım. Buradan herkese çağrım; baskılara karşı boyun eğmeyin, pes etmeyin! Toksik ailelerin sizlere karşı uyguladığı ‘vicdan azabı’ politikasına yenik düşmeyin! Hayatlarımızı başkalarının ihtiyacına göre yaşamak zorunda değilsiniz! Aileniz sırf sizi okuttu veya sizin temel ihtiyaçlarınızı karşıladı diye kimseye bir borcunuz yok. Bu zaten ailenizin görevi, eğer bunları yapabilecek durumda değillerse zaten çocuk yapmamaları lazım. Sözün kısası, kimseye bir vefa borcunuz yok, ailenizi memnun etmek adına kendinizden vazgeçmeyin!

Not: Dedemi de asla affetmeyeceğim, hayatımın sonuna kadar dedemden ve amcalarımdan nefret edeceğim.

(Görsel: William Brickel)

Comment (1)

  1. O vicdan azabı noktasını aştığımı sanıyordum..ama galiba beni yine bir yerden yakaladı. Aslında vicdan azabı da değil çünkü yaptığım şeyin beni mutlu ettiğini görüyorum, hayatta daha çok kendim olarak var olduğumun da bilincindeyim..ama bir korku var yine de. Ah şu akrabalar, elalem keşke daha az burunlarını soksalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.