Annemin rahmine düşerken bile aileyi birbirine katmışım; babaannem, anneme “Kızsa doğurma, aldır” demiş.

Merhabalar. Ben mezun yılımda hem üniversite kazanmaya hem de örtümle mücadele etmeye çalışan çaresiz bir kızım. Babam tarafından liseye geçince zorla kapatıldım. Aslında benim hikayem daha da öncesine dayanıyor. Annemin rahmine düşerken bile aileyi birbirine katmışım. Benden önce doğan 2 ablamın ardından benim de kız olacak olmam öyle üzmüş ki onları, babaannem anneme “Kızsa doğurma, aldır” demiş. Annem de o günaha girmemek için doğurmuş beni mecbur. Babaannem hâlâ bana nefretle bakar bu arada. “Sen de nereden çıktın” der gibi.

Sonrasında da mecburen doğduğumu hissettirdiler bana. Mesela anneannem ablamlarla dışarı çıkar, beni evde bırakırdı, çünkü dışarıda daltonlara benzeyen 3 kız görmek istemezdi. Ben kendi kendime büyüdüm. Yani başka da çarem yoktu zaten. Hiç unutmam, annem bir gün evde değildi ve halam bize bakmaya, yanımızda kalmaya gelmişti. Ben her zamanki gibi sabah kalkıp kendi başıma hazırlanıp, düzelmeye çalışırken geldi. Saçlarımı taradı ve örgü yaptı. Ah, o kadar mutlu, o kadar güzel hissetmiştim ki kendimi ilk defa. Ben de arkadaşlarım gibiydim. İşte öylece günlerim geçti ve ben lise sınavına hazırlandım. Çok çalıştım ve iyi bir puan aldım. Ama babam bana “Eğer kapanmazsan seni liseye göndermem” dedi. Bana da zorla istediğini yaptırdı. Tıpkı ablamı zorla İmam Hatip’e gönderdiği gibi…

İlk başlarda sevmeye çalıştım, çünkü bu ailedeysem örtülü olmaktan başka seçeneğim yoktu. Lisede yakın arkadaşımla açılma hayalleri kurar, yapacaklarımızı sıralardık. O arkadaşım açıldı ve şu an çok mutlu. Onun adına çok seviniyorum, ama sanki ben hiç hayal ettiğimi yaşayamayacakmışım gibi. Çünkü çok sert, her haltı yapan, annemi defalarca aldatan, her şeyde şiddete başvuran, ama oldukça imanlı olduğunu düşünen bir babanın kızıyım. Babam evde tuvalete kalkmak dışında ve tüm mutlu olduğumuz anların içine etmek dışında hayatımızda yok, ama o kadar da var ki… Ben çıkıp babamın karşısına açılmak istediğimi söylesem, yiyeceğim dayakları geçtim -beni üzen ve korkutan şey bu değil çünkü- beni üniversiteye göndermemekle tehdit edecek. Ha diyelim ki ben gittim, kardeşlerimle irtibatımı kesecek. Ama ben ailemi kaybetmek istemiyorum. Babamı bile hâlâ seviyorum. Neden sevdiğimi bilmiyorum. Yani o ölünce bir daha onu göremeyeceğim için mi, yoksa zihnimde kurduğum baba-kız ilişkisini bir daha asla yaşayamayacağım için mi; bilmiyorum. Neden açılmak istediğimi de tam olarak bilmiyorum. Ben sadece diğer arkadaşlarım gibi derdimin sınav stresi olmasını çok isterdim, ama her gün bu evde, bu babayla hem çalışıp hem bunları düşünmek çok zor.

Aslında bakarsanız ben niye açılmaktan da biraz korkuyorum, çünkü bütün günahlar çok çekici… Sarhoş olmak, sevişmek… Ben ne kadar istesem de şu an başörtüsü bunları yapmakta sınırlıyor beni, ama açılırsam hepsini yapmak isteyeceğim. Günaha mı batmış olacağım, öbür dünyamı mı yakacağım diye de düşünmeden edemiyorum. Şimdi bunları okurken ne yaşıyor bu kız ya, diyor olabilirsiniz. Çünkü ben de öyle diyorum. Ne yapacağımı gerçekten hiç bilmiyorum. Sınav senem ve benim çalışmam gerek. Tüm bu psikolojik ve ekonomik sıkıntılar içinde çokça çalışmam lazım. Üniversite sınavına yaklaşıyorum ve sanki karar verme zamanıma da yaklaşıyor gibiyim. Üniversiteyi şehir dışında okuyup orada açık olsam, buraya gelince kapansam diye de düşündüm, ama arkadaşlarıma yakalanmak, iki farklı ben olmak da bana çok zor gelecek. Umarım bu çıkılmaz paradokstan kurtulur ve artık hayatımın figüranı değil, başrolü olabilirim. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Kocaman öpüyorum hepinizi.

(Görsel: Louay Kayyali)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.