Babası gibi eşi olmasını isteyen küçük çocuk, artık babasına benzetilmek bile istemiyor.

Merhaba, ben Kübra. 16 yaşındayım, hikayemin başlangıcı neresi bilmiyorum, ama içi çok kırık. İçim çok kırık. Küçükken orta okul bitene kadar hep din aşılandı. Babam pantolon bile giymeme kızardı. Dar paçalı pantolonlar modaydı o sıra. Çok özenirdim. Kuzenlerim müzik dinlerdi, aşık aşık bakardım. Dinlerdim tınısını, ama içten içe korkardım. Babam gelir de kızar diye. Günahtı çünkü. O zamandan varmış içimde. Şu anda aşığım notalara… Ama hayalimin peşinden koşsam, hiç almadığım kadar yara alacağım. Bu beni çıkmaza sürüyor. Her türlü mutsuzsun işte. Orta okulda hafızlık kursuna gönderildim. Gram heves yoktu içimde, ama o zamanlar bile suçlayamadım ailemi. Arkadaşlarım kızardı, ben kızamazdım aileme. Onlar bana tek doğrunun kendileri olduğunu aşılamıştı çünkü. Bunun beni sadece körleştirmek, bir kafese koymak olduğunu nereden bilebilirdim ki… Yine de istemiyordum işte. Ne kapanmak ne o dört duvar arasındaki yurtta çürümek… İsteksizliğim 5 yılıma mal oldu. Hafızım… Kimseye söylemeyin ama, ben söylemiyorum. Bu 5 yıl gözlerimi açmama sebep oldu ya da büyüdüm. Kar topu oynamaya bile çıkmak istemeyen, gülmeyen olgun bir çocuk oldum. Babası gibi eşi olmasını isteyen küçük çocuk, artık babasına benzetilmek bile istemiyor. Annesinin sevgisine inanmıyor. Bu baskı beni o kadar sıktı ki nefes alamıyorum. Hâlâ da yargılanıyorum. Okuduğum kitaptan tut, giydiğim kıyafete kadar… Hayal kurmak çok abes kaçıyor artık. “Olmayacak zaten” diyorsunuz bir süre sonra. Yarım bırakıyorum tekrar gelebileyim diye.

(Görsel: Karl Hofer)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.