Türkiye’de doğmuşum, Türkiye’de büyümüşüm, ana dilim Türkçeymiş, nasıl kiliseye gidermişim…

Merhaba, ben kraliçe yani ismimin anlamı bu. Görüyorsunuz, ismim din ile ilgili bir anlam taşımıyor. Daha önce, “İnsanların gözünde yeri geldiğinde Türk, yeri geldiğinde gâvur oluyorum.” başlıklı bir mektubum yayımlanmıştı. Tekrar yazma ihtiyacı duydum.

Ben dindar bir aileden gelmiyorum. Başım örtülü de değil, zaten yabancı kökenliyim. Türk kültürüne dair bir şey ile de yetiştirilmedim. Diğer mektubumda Kur’an kurslarına kendi isteğim ile gittiğimi yazmıştım. Zaten mahallede kız arkadaşım yoktu, onlarla oralarda tanışıyordum ama din ile ilgili bir şey yaptığım yoktu. Annem de dindar bir kadın değil, zaten Türk de değil ama ailesi Müslüman; en azından kendilerini Müslüman sanıyorlar ama inançları İslam ile uzaktan yakından alakalı değil. Babama gelince; babam namaz kılmaz, hiçbir sureyi ezbere bilmez, kelime-i şehadet getirmeyi bile bilmez, sadece oruç tutar ama sorsanız en Müslüman kendisidir. Hatta ve hatta kendisi baba-oğul ve kutsal ruha inanır ama sorsanız ondan Müslüman yoktur. İslam dini ile alakalı tek yaptığı, ramazanda oruç tutmak. Neyse, ne annem ne de babam bana din konusunda herhangi bir baskı kurmadı. Babama sorsanız, en Müslüman kendisidir ama çok şükür ki ne bana ne de kardeşime en ufak bir şekilde karışmadı. Karışmamasına karışmadılar ama bana öğrettikleri inanç İslam değildi, bunu fark etmek benim için travmatik olmuştu.

Lisedeyken derste Kur’an’dan bir ayet reddedince tüm sınıf beni linçlemişti mesela. Zaten sürekli bana ‘gâvur’ diyorlardı, şimdi tam fırsat geçmişti ellerine. Kendimi ‘falanca şehirli’ diye tanıyordum ama fenotipim, oralı olmadığımı ele veriyordu. Neyse, ailemin bana öğrettiği şekilde inanıyorum Türkiye’deki çoğu kişi gibi. Küçükken babamla dua ederken babam, “Allah babamız” ya da “göklerdeki babamız” derdi. Annem ise sürekli sevgiden bahseder, tanrıya ulaşmanın tek yolunun sevgi olduğundan bahsederdi. Bana insanları yargılamamayı, ilk taşı günahsız olanın atması gerektiğini, komşumuzu kendimiz gibi sevmeyi öğretmişti. Babam ile hiç camiye gitmedim ama bir kere küçükken beni kiliseye götürmüştü. Açık olmadığı için girememiştik. Annem de aynı şekilde beni hiç camiye götürmemiş ama Bulgaristan’da kiliseye götürüp yüzüme kutsal su sürmüştü. O gün mum yakmak istemiştim ama başka akrabalar var diye annem izin vermemişti. Annem Türk değil ama ailesi Müslüman, daha doğrusu kendilerini Müslüman sanıyorlar. Ne aķıllı kadınmış, diyorum şimdi çünkü kilisede yaktığım bir mum yüzünden başıma gelmeyen kalmadı.

İslam dinine inanmadığını fark ettiğimde nasıl olabilir diye yıkılmıştım, şimdi ise aslında hiçbir zaman Müslüman olmadığımı anladım. Zaten oruç bana çok saçma geliyordu; Tanrının ihtiyacı mı var, diyordum. Ya da ailem bana tanrıya saygı olarak ibadetlerde başörtüsü takılmalı diye öğretmişti ama İslam dininde örtünün tam amacı bu değildi. Hele erkeklerin altın takamaması… Derste bunu saçma bulduğum için linç yemiştim, sonra bunun günah olduğunu bilmediğimi söyleyip herkesin içinde tövbe etmiştim. Müslüman olmayan insanların cehenneme gideceğine de inanmıyordum zaten. “Hıristiyanların cehenneme gideceğine inanmıyorum” dediğim için de bir ‘gâvur’ lafı işitmiştim, zaten sonra bir daha ağzımı açmadım.

Bir gün kaldığım yurtta arkadaşımla telefonda konuşuyordum ve Bulgaristan’a gitmem gerektiğini söyledim. O sırada yakınımda oturan bir kız bana bakarak Hıristiyanlara hakaret eden bir cümle kurdu. Ben de içimden “Ah tanrım, insanlar Bulgaristan lafını duyunca illaki Hıristiyan olduğunu düşünüyor” dedim. Evime dönünce dolabımda 9. sınıftan beri duran ve eğer okursam bana mantıklı falan gelir ve dinden çıkarım düşüncesinden ötürü kapağını dahi açmadığım İncil’i çantama koyarak otogara gittim ve otobüse bindim. Annemin memleketine vardığımda zaten başlangıç düzeyde dil bildiğim için getirdiğim İncil’i okumaya başladım. Okurken şunu fark ettim; bana burada kimsenin söyleyemediği bir ismi veren, bana iki kelime ana dilini öğretmeyen annem ile en Müslüman kendisi olan babam, beni dini bütün bir Hıristiyan olarak yetiştirmiş… Tek sorun, kendileri de benim gibi neye inandıklarını bilmiyor. Gel gelelim, ben bunu aileme nasıl söyleyeceğim? Söylemek istiyorum çünkü onların bana öğrettiği İslam’dan ötürü çocukluğumdan beri yemediğim hakaret kalmadı ve daha yemeye devam edeceğim.

Kuzenime gitmiştik ve benim kilisede mum tutan fotoğrafım ötürü bana sordular, “Senin ne işin var kilisede? Niye mum yaktın?” falan diye. Ben de boş bulunup ya da artık 20 yaşında yetişkin bir bireyim diye düşünüp inanarak yaktığımı söyledim ve sonra kutsal ruha inandığını söyledim. Sonra vay başıma gelenler… Aldığım tepki, “Bir Türk nasıl Hıristiyan olur?” oldu. Bakın, burada Türk oldum… Dedim ki, “Hıristiyan değilim, ailemin bana öğrettiği şeye inanıyorum, tıpkı sizin gibi”. Aldığım cevap; Türkiye’de doğmuşum, Türkiye’de büyümüşüm, ana dilim Türkçeymiş, nasıl kiliseye gidermişim… Türkiye’de doğmuş olmam neden bu kadar anlam ifade ediyor? Ya da Türkçe konuşmam? İleri düzeyde İngilizce de konuşabiliyorum, dil bu; tüm dilleri aynı tanrı yaratmadı mı, neden Türkçe konuşmak bu kadar anlam ifade ediyor? Neyse, bana sordukları “Müslüman mısın, Hıristiyan mı?” sorularına cevap vermedim. Çünkü vermek zorunda değilim ve sessizliğimden ötürü gâvur ilan edildim. Bana söyledikleri “kafir, gâvur” kelimeleri bir yanda, dalgaları bir yanda… Türkiye’de insanların bana bunu yapması yetmiyormuş gibi burada da yapan var. En az 6 sene önce de aynı şeye inanıyordum ve neden şimdi bunlara dert oldu, bilmiyorum. Türkiye’de zaten herkese dert idi. Hatta Türkiye’de bir keresinde şu cümleye şahit oldum; ben ve yabancı başka kızlardan bahsederek biri “Bunlar Hıristiyanlar, kesin daha önce seks yapmışlardır” dedi. Sadece “Ne?” diyebildim. Türkiye’de yaşadıklarım yetmezmiş gibi burada bile bana baskı vardı, mesela kutsal ruha inanmam onların rakı masasına meze oldu. En azından sadece dalga geçtiler, Türkiye’dekiler gibi davranmadılar. Odama gittiğimde saatlerce ağlıyor ve ne yapacağımı, aileme bu yaşadıklarımı nasıl anlatacağımı düşünüyordum. Babamın bana hiçbir şekilde laf söyleme hakkı yoktu, annesiyle arkada ikonaların olduğu fotoğrafı elimde bulunuyordu ama yine de ne tepki vereceğinden korkuyordum.

Sonra mecburen eve döndüm, orada kalmayı çok istiyordum ama bana yapılan muameleden sonra kalamadım. Yol boyunca stresten tırnaklarımı kemirdim ve eve gidince anneme sarılarak ağladım. Annem ve babam bana kötü bir tepki vermedi, bana kötü muamele edenlere kızdılar. Onlara kızdılar kızdılar… Anne, ben Hıristiyan değilim, bana öğrettiğiniz şekilde inanıyorum; tıpkı sen, babam ve diğer insanlar gibi.

(Görsel: Theodoros Rallis)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.