Şimdi daha çok zaman gerekiyor. Bir gün yine rüzgârda savrulacak.

Merhaba, mektuplara bakayım biraz dedim ve buraya geldiğim ilk günü anımsadım. (Uzun bir yazı olabilir.) Aynada kendime bakamıyordum ve Google arama kısmına gizli sekmeden -Evet gizli sekme, asla bakmayacaklarını bildiğim halde hem de.- “Başörtüsü takmak istemiyorum” yazısını aratmıştım. Karşıma burası çıktığında ne olduğunu anlamamıştım ama yine de tıkladım. Benim gibi birçok insan olduğunu öğrenmiştim. Buradaki mektuplar bana yeri geldiğinde fikir, yeri geldiğinde gözyaşı olmuştu.

İlk mektubumu ise annem yan koltukta uyurken ağlaya ağlaya telefondan zar zor yazmıştım. Mektup yayınlanmadan önce açılmıştım. Ancak sandığım gibi olmadı. Babamın tatlı sözlerinden sonra ona güvendim, kolay geçecek sandım. Annem zaten apayrı bir dünyadaydı, ona hiç girmeyeceğim. Kendisi hâlâ bana problem çıkarıyor. Babama döneceksem, önce dini ve sağlıklı bir üslup ile konuşma yaptı. Müslüman olmamama rağmen şikayet etmeden dinledim. Sonra kendi fikirlerimi söyledim. “Biraz düşün, sonra tekrar bakarız.” dedi. Ama benim aileme aniden bunu açıklama nedenim 4-5 gün sonra fotoğraf çekimi olmasıydı.

Fotoğraf çekimine kapalı gitmek gibi bir niyetim asla yoktu. Kimlik bir şekilde değişirdi ama zaman alırdı benim açımdan, o yüzden okul çekimi bana bir şans ve özgüven getirdi. İlk gün okula hastayım diye yalan atıp gitmedim. Çekim günü gidecektim. O gün geldi ve herkes işe gidince anneme mesaj attım, cümleler karışıktı, o yüzden anlamadı. Sonra babama yazdım. Sanırsam “Razı değilim, ne yaparsan yap. Yüzüne bakmam.” gibi bir şey demişti. (Bakıyor bu arada, lol.)

Ama bu benim için bir problem değildi. Annem ben okuldayken “Nasıl yani, açık mı gittin?” gibi bir şey yazdı, “Evet” dedim. Bu arada, rastgele konuları değiştiriyorum ama umarım sorun olmaz. Okula ilk öyle gittiğim zamanı anlatmak istiyorum. Şu an eski sınıfım, başka nedenlerden değiştirdim.

O gün çok önyargılıydım ve korkuyordum. Montumun kapüşonunu lavaboda çıkarıp sınıfa öyle girmiştim. Birkaç kişi vardı. “Lütfen yargılamayın, yeterince zorluk yaşıyorum” deyip lavaboya tekrar gittim. Geri geldiğimde sınıfta daha çok kişi vardı. Haklı olarak baktılar, bir sıkıntı yaşamadım. İlk dersimizin hocası geldi, beni gördü. Şakayla karışık “Ne yaptın kendine?” dedi. Doluydum zaten. Ağladım ve lavaboya gittim. Geri geldiğimde önümdeki arkadaşım bana unutamayacağım bir şey dedi. “Madem bir karar aldın, arkasında dur.” Bu söz o sıra bana kısa süren bir motivasyon oldu ama sonrasında büyük bir direniş gücü verdi. Teneffüste güzel tepkiler aldım. Açıkçası bana saçlarımın yakıştığını söylemelerini beklememiştim ama çok mutlu olmuştum. Bazıları hiç yorum yapmadı. Hiçbir zaman rahatsız edici bir tepki görmedim. Kendimi okul ortamı konusunda şanslı sayıyorum. Ancak eve gidince iş bitmedi.

Annemin tonla lafları, üstelik açıldığımı henüz ilk haftam bitince anlaması, her sinirlendiğinde araya benim açılmamı sıkıştırması… Bu şekilde sürdü. Sonra bir şey oldu, annem yine sinirliydi. Herkese sallarken sıra bana geldi ama yıllardır sesini çıkarmayan ben patladım. Keşkelerin ve özürlerin anlamsız olduğunu düşünürüm ama keşke diyorum… Keşke kontrolümü sağlasaydım. İlk kavgayı o gün yaşadım çünkü. Dolap vardı, sağlam bir tekme attım. O sırada sus artık yeter diye bağırıyordum. Boğazımın acıdığını hatırlıyorum, çok yüksek sesle bağırmıştım. Annem kapıma geldi. Kapının önünde durdum. Ne girmesine ne de çıkmasına izin verdim. Büyük abim odasından gelip anneme “Dur, sakin ol, girme odaya” gibi şeyler dedi.

Abimlerle aram yok ama bana o gün destek olma nedenini biliyorum. O da din baskısı görüyor. Hem de benden daha kötü bir şekilde.. Babamın arkasından dediği şeyleri duydum da, iğrenç şeyler. Her neyse, annem evden gitti. Ben hâlâ ağlıyordum. Salona geçtim ve orada telefonumu alıp arkadaşıma özet geçtim. Telefonu geceye kadar alamadım. Çünkü babam eve geldi ve asıl kavga başladı. Canım anneciğim artık babama her ne dediyse, ilk başta hiçbir şey demeden oturdu. Ben kalkmaya çalışınca “Otur oraya, hareket etme.” dedi. Sinirliydi. Sonra konuşmaya başladı. “Senin bu halini ne yapacağız?” gibi gibi şeyler… Ama ben durmadan ağlıyordum. Size yemin ederim, gözyaşlarım bir saniye bile durmamıştı.

Bilerek babamın gözlerine baktım, zerre duygu göremedim. Bir ara şey dedi, “Yaşlı yaşlı dedeler bakacak” Ya of kdsjaşdknsajkfskd. (Bunu yazıya eklerler mi bilmiyorum, ama gerçekten komik.) Hani giyim konusunda gülüyorum. Param yok, zaten açık şeyler giyemem de hani tarzım değil bir kere. Neyse, ben direkt mantıklı bir cevap verdim ama bir ara ağzından “namus” kelimesi kaçtı. O an hayal kırıklığımı sesime çok iyi yansıtarak “Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?” dedim. Sonra “Hayır, o anlamda değil.” dedi. Garip bir konuşma sonrası bana “Okumayacaksın.” dedi. Annem dışarıdan geldi ve “Çocuğuma bağıramazsın, okuyacak o.” dedi. Çok ironik değil mi? Saçmaladılar biraz. Lavaboya gittim, gözlerim çok kötüydü. O an sağlıksız bir karar aldım: saçımı kesmek. Zaten kısaydı ama uzatmak için her şeyi yapıyordum. Gerçekten her şeyi. Anneme saçımı keselim dedim ve gülerek “Tamam.” dedi. Bayağı mutluydu. Ağlaya ağlaya abimden tıraş makinesini istedim. Saçımı 2’ye vurdu. Çok rahatsız olmuştum. Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyorlardı evde ama ben o anki psikolojiyle istemediğim bir şeyi yapmıştım. 4,5 ay oldu ve saçım 6-7 cm civarında uzadı. İki günde bir kullanılması gereken şampuanı kullanıyorum ama çok rahatsız hissediyorum.

Mutlu değilim. Babam şu an daha rahat, daha normal ama eve hala kapüşonlu ile geliyorum. Annem alışamadı. Hâlâ rahatsız edici şeyler söylüyor. Gerçi onun bu konu hakkında dediği her şey bana rahatsız edici geliyor da neyse. Okulun psikolojik danışmanına gittim bu arada. Hem açılmadan önce hem de açıldıktan sonra. Şu an gitmiyorum ama beni tanıyor. Görünce gülümsüyorum. Hem kendi hem de mesleki tavsiyeleri olmuştu. Bir ara bana “Saçlarına bu kadar değer verirken neden kestin?” demişti. Ben de bilmiyordum. O an sadece şunu dediğimi hatırlıyorum. “Amacımı güzellik sanıyorlar, değil. Bunu kanıtlamak için saçımı keseceğim. Umrumda olan şeyin saç teli değil, din olduğunu anlamalarını istiyorum.” Aynaya karşı demiştim tabii ki, sonra kesmiştim. Pişman mıydım? Evet. Ama artık geçti gitti.

Yağmur yağarken kapüşonu çıkardığım zamanı özlüyorum. Saçım çok uzun değildi ama o 4 ay yine geçseydi eskisi gibi olacaktı. Şimdi daha çok zaman gerekiyor. Bir gün yine rüzgârda savrulacak, bunu biliyorum. Bu yüzden kendi üstüme gitmemeye çalıyorum. Size de demek istediğim şey, pes etmeyin ve kendiniz için iyi olanı yapın. Başkası veya Tanrı için iyi olanı değil. Kendiniz için iyi olanı. Sevgiyle kalın.

(Görsel: Archibald George Barnes)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.