Tesettüre ihtiyaç duymadığım ortamlarda çok canlı olmama rağmen tesettürlü olduğum ortamlarda hep sessiz ve hüzünlüyüm

Merhaba,
Bu benim buraya 2. yazışım. Ben lise son sınıfta, arkadaşlarımın sözleri, ben dine uygun yaşamadım diye ailemin cehennemde yanacağı düşüncesi gibi sebeplerden tesettüre girdim. İlk başlarda alışmam adına herkes beni kucakladı, tebrik etti, giydiğime karışan olmadı. (Tabii sonradan gülmem bile ahlaksızlık sayıldı.) Klasik dar pantolon, kalçayı kapatan tunik, dilediğim gibi makyaj, istediğim gibi kahkaha atabilmek… Daha sonra okul bitti dershane dönemi başladı ve ben dershaneye büyük bir şehirde gittim. İlk defa O dönemlerde tesettür kendimi ezik hissetmeme, bu ben değilim dememe sebep oldu. Oysaki çevremde birçok tesettürlü de vardı. Kendimi bunlar şeytanın vesvesesi, aileni düşün diye ikna ettim ve tesettürle bir bütün oldum, seviyordum onu. Daha sonra üniversite zamanı başladı ve ben hiç istemediğim halde “sırf ataması iyi diye” ilahiyat okumak zorunda bırakıldım.

Kayışlar da tam olarak burada koptu. Hazırlık sürekli Arapça ile geçtiği için sorgulama fırsatım olmadı. 1. sınıfta bazı şeyler aklımı kurcaladı, ama “Lisede de olmuştu, cevabını buldun cevap yok değil sen bilmiyorsun.” düşüncesiyle avuttum kendimi. Ta ki 3. sınıfa kadar… 3. sınıf artık detaylı konulara girdiğimiz yıldı ve pandemiye denk gelmişti. O süreçte bir taraftan bölüme odaklanmaya çalışıyordum, bir taraftan da okuyor, araştırıyor ve cevap arıyordum. Bu süreç o kadar sancılı geçiyordu ki… Her öğrendiğim bilgi tokat gibi yüzüme çarpıyordu “Ne çok şey bilmiyormuşuz, bu da mı dinin emri, bu da mı literatürde var, bunlar hani yalandı?” gibi sorularla iliklerime kadar titriyordum. Daha sonra bazı hocaların giyimimizle, kadın olarak öncelikli görevlerimizle vs. ilgili konuşmaları geldi aklıma. O kadar da iyi niyetli söylemler değilmiş, dedim kendi kendime. Yaratılış, mitoloji, tesettürün tarihi, hadisler vs. her şeyi dolu dolu araştırdım. Ama hâlâ bir tarafım bu dinde kalmak istiyordu, çünkü ailem benim yüzümden cennete gidemeyebilirdi. (3 kız yetiştiren hadisinden bahsediyorum.)

Tanrı böyle gaddar olamazdı, peygamber bunları söylemiş olamazdı. Bu defa akımları araştırdım. Selefilikten modernistlere, oradan tarihselcilere hepsini ve sonunda “Sanırım artık inanmıyorum.” dedim. Gerçekten de inanmıyordum. İnandığım dönemde kendimi kaybetmiştim çünkü. Ben olmaktan çıkmıştım. Dini vecibeleri düzgün yapamama korkusuyla, din anlatıyorum düşüncesiyle insanlara kaba davranışımla öyle ağırlaşmışım ki, o ağırlık birden gidiverdi. Yalnız bir sorun daha vardı: Ben ilahiyat okuyordum, şimdi ne iş yapacaktım ve bu tesettür ne olacaktı? İkinci bir bölüm okumaya başladım, ama hala tesettürden kurtulamadım. Çünkü önceden hoşgörülü olan babam şimdi namaz kılmamasına rağmen siyasi düşüncesi sebebiyle aşırı dindar biri oluvermişti. Dışarıda gördüğü kadınların kıyafetlerini eleştirmeleri bile başlamıştı. (Önceleri bunu yapanlara kızardı.) Diğer taraftan da ilahiyat okurken asla açılamazdım. Bu baskı zamanla beni mahvetti. Hem ilahiyattaki arkadaşlarımın düşünceleri, hem bazı hocaların düşünceleri, hem de bu eşarbın günden güne beni boğuşu… Sonunda anksiyete, depresyon, distomi gibi çeşitli sorunlar… Ama en büyüğü bu tesettür. Çünkü okulum bitti ama bu eşarp yağlı urgan gibi boynumu sıkmaya devam ediyor, nefes alamıyorum bazen. Onu taktığımda aynada kendime bakmak bile gelmiyor içimden. Her takışımda “Bu ben değilim ki.” diyorum kendime ve gözlerim doluyor. Tesettüre ihtiyaç duymadığım ortamlarda çok canlı olmama rağmen tesettürlü olduğum ortamlarda hep sessiz ve hüzünlüyüm. Bu işkence ne zaman biter? Bu yağlı urgan boynumu sarmayı ne zaman bırakır? Ben ne zaman özgür olurum? Benim saçlarım ne zaman güneş ışığı alıp avuç avuç dökülmeyi bırakır? O saçlar ne zaman rüzgarda savrulur? Ben kendimi yeniden ne zaman sevebilirim?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir