Ben, dininden uzaklaşmak istemeyen ama artık kendini de yok saymak istemeyen bir genç kızım.

Merhaba. Sözlerime başlamadan önce, bu siteyi yalnızca bir hafta kadar önce keşfettiğimi ve o günden beri yazılanlara göz attığımı söylemek istiyorum ve kimilerinde de kendimi gördüğümü. Dolayısıyla şimdi burada, ben de hem kendime hem sizlere karşı dürüst olacak ve beynimi kemiren düşüncelerimi paylaşacağım.

Ben yirmi yaşında bir kızım. Kendimi bildim bileli dindar bir aileye ve çevreye sahiptim. Sadece din konusunda değil, pek çok konuda bilinçli büyütüldüğümü söyleyebilirim. Ailemin hakkını yiyemem. On üç yaşında, ergenliğe adım atar atmaz kendi isteğimle örttüm başımı. Zaten biliyordum yapmam gerekenleri. Yıllarca dinin her isteğini yerine getirmeye çalıştım, İslam’ı gerçekten yaşayabilmek için hiçbir zaman duraksamadım araştırmalarımda, aklıma takılanları sorup soruşturdum. Doğru söylemem gerekirse giyinişim konusunda hiçbir zaman iyi hissetmedim; ne görünüşünde ne de rahatlığında. Elbise yahut etek giymekten nefret eden ben; bir süre tunik, biraz daha büyüdüğümde ise yıllarca ferace giydim. Başörtümü yapamıyordum, zaten hiçbir şekilde yakışmıyordu yüzüme ve bir süreden sonra umursamayı bırakmıştım. Dışarı çıkmak istemiyordum o şekilde giyineceğim için. Bu zamana dek imtihan diyerek sustum; “Kimse sana rahat edeceksin demedi” dedim kendime ve ekledim hemen ardından; “Diğer ve esas olan yaşamımızda rahat edelim yeter ki.” Fakat artık susamıyorum. Dinen en zayıf olduğum zamanda olduğumu söyleyebilirim, daha önce hiç bu kadar boşluğa düşmemiştim. Kafama takılan sorularım, daha doğrusu sorunlarım gitgide çoğaldı ve göz ardı edemeyeceğim bir boyuta ulaştı. Şu an açılsam dinden çıkacakmışım gibi hissediyorum, düşüncesinden bile çok rahatsızım ama bazen; “Yeter!” diye bağırarak yırtıp atmak istiyorum başımdakini. İslam’ı sevmeye çok çalıştım. Sevdiğim kişiden, sırf dinim yüzünden uzaklaştığımda bile çok çaba harcadım ki feci de yıprandım o zamanlar.

Kendi kendime düşünüp araştırmaya başladığımda biliyordum ki bir din olmak zorundaydı, bir Tanrı muhakkak vardı ve dinlere baktığımızda da en kabul edilebilir olanı İslam’dı. Sevmek zor işti, ne kadar bilgilenirsem o kadar sevecektim. Fakat öyle olmadı. Olmuyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Her gün Allah’a yalvarıyorum biraz olsun seveyim, yanlış bir şey yapmayayım diye. Kendi düşüncelerimi susturamıyorum. İsteklerime engel olamıyorum. Bugüne dek engel oluşum beni korkunç bir bunalıma soktu ve en son iki gün önce bile; “Müslümanım diye neden mutsuz olmak zorundayım?” diyerek gözyaşı döktüm. Biliyorum, bu bir inanç meselesi. Kimse çıkıp; “Doğru şudur.”, ya da; “Yanlış bu.” diyemez ama kendi kendimi yiyip bitirmek yerine buraya yazmak istedim.

Ben, dininden uzaklaşmak istemeyen ama artık kendini de yok saymak istemeyen bir genç kızım anlayacağınız. Umuttan yoksun, kendini doğrular ile boğmuş, yaratıcısına karşı nankör olmamaya çalışırken, kendi sesine kulaklarını tıkamış bir kız.

Uzun oldu yazım, okumak isteyen var mıdır bilemem ama varsa teşekkür ederim. Umuyorum ki her birimiz huzura kavuşuruz bir gün.

(Görsel: Florine Stettheimer)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.