Sanki 14-15 yaşlarına gelince otomatik olarak başına bir örtü geliyor ve ömrün boyunca onu taşıyordun.

Merhaba, bir önceki yazımı yetersiz bulduğum için tekrar yazıyorum. Çünkü bir önceki yazımda düşüncelerimi yeteri kadar ifade edemedim gibi hissediyorum. Hikâyeye en baştan başlayalım.

Ben de sizin gibi çocukluğumdan beri kısıtlanmış bir insanım. Dini bir çevrede büyüdüm ve çevremdeki uzak akrabalarımız dışında herkes kapalıydı. Sanki 14-15 yaşlarına gelince otomatik olarak başına bir örtü geliyor ve ömrün boyunca onu taşıyordun. Ben de böyle bir çevrede dünyaya geldim. Hatta öyle ki çocukken başörtüsüz yaşlı insan görünce ‘Niye örtünmemiş ki?’ diye düşünürdüm. Hoş, hala çocuğum. Oldukça dindar bir örnektim. Ama zamanla bir şeyleri sorguladım; siyaset, din, felsefe, ideoloji… Ve düşüncelerimin özgürleştiğini gördüm. Biliyorum; başörtüsüz olmak, özgür olmak demek değil ama eğer başörtü takmak istemiyorsan, takmamak özgürlüktür.

Ayrıca İslam’da başörtüsü zorunlu mu yoksa değil mi, bu konuda kafamda soru işaretleri var. Ayrıca başörtüsü takınca sanki düşüncelerin ona göre şekillenmek zorunda gibi bir algı var. Düşüncelerimi özgürce ifade edemiyorum. Sanki ben değilim ve rol yapıyorum. Hatta inanır mısınız, bazen sokakta yürürken bana bakan insanlara ‘Ben aslında bu değilim, fikirlerim farklı’ deyip başörtüyü çıkartıp atasım geliyor. İçimdeki özgür, hareketli, mutlu çocuk ölmüş ve yerine yetmişlik huysuz bir nine gelmiş gibi. Çevremdeki parmaklıkları hissediyorum. Ama bir gün onlardan kurtulacağım. Aklımda ve damarlarımda taşıdığım özgürlük inancı beni hayatta tutuyor. Bunları atlatacağım ve maziye bakıp güce dönüştürdüğüm acımı yad edeceğim. Kendime hala inanıyorum ve umudum var. Siz de içinizde yeşillenen umut çiçeklerini soldurmayın. Hepinize umut ve mutluluk dilerim.

(Görsel: Valerij Vatenin)

Comment (1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.