Sevgili Sümeyye, bu mektubum sana.

Sevgili Sümeyye,

Bu mektubum sana, daha doğrusu toplumsal baskılar altında ezilmiş ve bir şeyleri kabullenmek zorunda kalmış olan bizlere…

Kadın nedir? Erkeğe hizmetçi olarak yaratılan mı, köle mi, çocuk doğurmaktan başka bir işlevi olmayan bir canlı mı? Bizler, varlığı çoğu zaman hiçe sayılan ya da her alanda çok azının dikkate alındığı bireyleriz maalesef ki. Ben de sizlerdenim, hepimiz doğduğumuz toplumun bize dayattığı bu yükü taşımak durumundayız ve çoğumuz altından kalkamayıp eziliyoruz… Biz Sümeyyeler de görülmek, duyulmak istiyoruz artık! Peki, bunu da mı bize çok görüyorlar?

Bir mektupta biz Sümeyyelerden birisi, insanların “Komünist; Marx, Hegel, Kant, Stalin, Nietzsche okuyan bir ‘başörtülü’ olamaz” düşüncesine sahip olduklarını yazmıştı. Bu görüş sadece ona değil, bizlere de dayatıldı ve dayatılmaya devam ediyor. Beni Hegel aydınlattı, Marx aydınlattı, Stalin aydınlattı… Düşündükçe ve okudukça içimde 3 tane ben olduğunu anladım ama kendimde tam olarak oturtmak istediğim, insanlara ‘Ben buyum’ demek istediğim kalıp sadece benim bildiğim bendi, olduğum ama yansıtmaya korktuğum bendi. Ailem ve arkadaşlarım için de 2 farklı ben olarak vardım. Arkadaşlarım, ailemi iyi bilirlerdi çünkü ben öyle bilmelerini istemiştim. Ve biliyorum ki bunu yapan sadece ben değilim; sizlerden de ailesini hep iyi olarak anlatanlar, tanıtanlar olduğuna eminim. Ailem ise beni farklı bilirler; okuldan eve geldiğimi sanırlarken ben hep bir yerlere uğrardım, gezerdim ama buna sebep onlardı. Bir insanı hiçbir yere göndermez, eve tıkmaya çalışırsanız bulduğu ilk fırsatta istediklerini elde etmeye çalışmaz mı? Hayatımda hiç sinemaya gitmedim, denize gitmedim, arkadaşlarımla kafeye gitmedim; daha doğrusu çoğu yere gidemedim ve çoğu şeyi yapamadım çünkü ailem beni ‘çok seviyor ve koruyor’. Ama neyden ve kimden? Bir çocuk ebeveynlerinin desteğini hissetmezse başkalarına güvenir ve bizi de en çok bu yıpratmaz mı? Başkaldırdığımda da “Seni biz mi büyüttük, hiç bize çekmemişsin, çok asisin, Allah korkusu yok mu sende?” gibi sözler duyuyorum. Ama ben buyum ve beni böyle kabullenecekler, onların istediği kişi olmak zorunda değilim ve olmayacağım da.

Ben artık kendi bildiğim, içimdeki ben olmak istiyorum. Bizler bu mücadeleyi topluma ve ailemize rağmen kazanacağız, biliyorsunuz değil mi? İstediğimiz zaman her şeyin üstesinden gelebiliriz Sümeyyeler, yeter ki biz bize inanalım. Ben birçoğunuz gibi başımdaki bez parçasından kurtulmayı iple çekiyorum ama şu anki hedefim okumak ve üniversiteyi kazanmak. Önümde koskoca 2 yıl var ve bunu başaracağımı, inanırsanız sizlerin de her şeyi başaracağını biliyorum. Bir bez parçasını her dakika başında taşımak ne kadar zor, değil mi? Ben de sizdenim ve sizleri en iyi ben anlıyorum. Ama önceliğimiz her zaman okumak olmalı, eğer bu kararı ailene açıklamak sorunlara sebep olacaksa yapma, kendini tehlikeye atma. Her şeyin bir zamanı var ama henüz değil sevgili Sümeyye, henüz değil…

Okuduğum mektuplardan sonra kendimi birçoğunuzdan şanslı hissediyorum. Makyaj yapmama karışılır, pantolonuma karışılır, oje sürmeye bir kez bile cesaret edemedim, kıyamet kopar… Ama beni bunlardan konuşarak ya da daha doğrusu kızarak uzak tutmaya çalışıyorlar. Küçükken babam beni nadir de olsa döverdi ama en son 8. sınıftayken bir kez vurdu. Sonra hiç böyle bir şey yaşamadım, ki artık kendimi dövdüreceğimi sanıyorlarsa da yanılıyorlar. Fiziksel şiddet görmüyorum, evet ama dediğim gibi her şeyime karışılıyor. Eğitimime gelince, liseye başlarken İmam Hatip’e gitmediğim için bir gün okuldan geldiğimde pantolon giydiğimi gören babam “Şimdi anlaşıldı niye oraya gittiği” demişti anneme. Ama umursamıyorum, siz de öyle yapın; aileniz, evet ama sizin görüşlerinize, kararlarınıza saygı duymayan bir aile… Sizin için sadece sizin kararlarınız, düşünceleriniz önemli olsun, başkalarının kararlarına, görüşlerine, düşüncelerine takılmayın ve artık umursamamayı öğrendiğinizde kendinizle mutlu olmayı da biraz da olsa öğrenmiş olacaksınız, inanın.

Mektubumu şöyle noktalamak istiyorum; motivasyonunuzu her kaybettiğinizde, sizi üzen bir şey yaşadığınızda oturun, ders çalışın çünkü gerçekten tek kurtuluş yolu bu. Bizler mücadelemizi kazanmak için hep en iyilerden olmalıyız ve olacağız da, bunu unutmayın lütfen. Ve kimseye de güvenmeyin; ekonomik özgürlüğünüzü kazanana kadar dinsizseniz dinsizliğinizi, ailenizden farklı siyasi görüşlere sahipseniz siyasi görüşünüzü belli etmemeye çalışın. Ben agnostik olduğum halde bir bez parçasını taşımak zorunda olmanın yükünü taşıyorum ama dayanacağım, sizler de dayanın… Elbet bir gün sevgili Sümeyye, bizler de başaracağız.

(Görsel: Jules Breton)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir