Baba ve anne kavramlarının değerli olmadığını 11 yaşındayken gazetesini getirmedim diye babamın beni yerde tekmelediği zaman anladım.

1 yıldan fazladır buradaki mektupları okuyorum fakat hâlâ başaramadım. Kendim hakkında pek bir şey söylemek istemiyorum, sadece bu örtüden bıktım. Kendim olamamaktan bıktım. Kolayca hazırlanıp dışarı çıkmak isterdim, kuzenim gelince başımı yapacağım için üzülmek değil de onunla muhabbet edeceğime sevinmek isterdim. Dışarı çıkıp saçlarım rüzgarla buluşurken gezmeyi sevmek isterdim. Yıllardır berbat hissediyorum, yıllardır kurtulamadım. İşin komik yanı ise ben Müslüman değilim, nitelikli bir lise kazanamadığım için zorla puansız bir İmam Hatip’e gönderildim. 2 yıldır ateistim, zaten bu din bana hiçbir zaman mantıklı gelmemişti. Başarmak istedim, başaramadım; hep istedim, hep benliğimi dışarı çıkarmak istedim fakat yapamadım. Ben bu değildim ki… Ben bu kalıbın içinde boğulmak istemiyordum, bu kumaşla tavana asılmak istemiyordum.

Son birkaç yılda bu kumaş parçasından toplasanız sadece birkaç kere kurtulabildim. Bir gün dışarı kapalı çıktım, evden uzaklaşınca beni kısıtlayan parçayı bir anda üstümden attım. Etrafımdan bir sürü kişi geçiyordu, ben ise sadece elimdeki kumaşa bakıp gülmüştüm. Sonra güzelim saçlarımı özgür bıraktım ve rüzgârı tenimde hissettim. Dünyanın en mükemmel hissi, en mükemmel günüydü. O şekilde saatlerce gezdim, sonunda eve kapalı gitmem gerekti ama olsun, değmişti. Ertesi gün okula yine o örtüyle gidecek olsam bile değmişti.

Rüzgârı saçlarımda tek bir gün değil, her gün hissetmek benim savaşım. Kendi dinini empoze etmeye çalışıp karşıdakinden ‘Hayır’ cevabı alınca dayakla susturmaya çalışanlara karşı benim savaşım. 8 yaşındaki çocuğun ellerini her gün cetvelle kanattıktan sonra öğretmenine yaramaz olduğu için ellerinin böyle olduğunu söyleyenlerle benim savaşım. Tırnaklarıma oje sürdüm diye parmağımı kıranlarla benim savaşım. Benim savaşım bütün bu dindar, baskıcı ailelerle… Fakat en önce kafasında şiddetten başka bir şey olmayan ‘baba’ ile. Ona ‘babam’ demek istemiyorum, babalık böyle bir şey olmamalıydı. Kızın sınava giderken gözlerini devirip ona hakaret etmek olmamalıydı. ‘Annelik’ denilen şey, kendi inandığı şey uğruna kızını dövmek olmamalıydı. Birine âşık oldu diye sırtında sopa kırmak olmamalıydı. Bütün anneler oje sürdü diye kızını boğmaya mı çalışıyor? 9 yaşındaki kızına yoksa benim annem, benim annem değil de üvey annem mi diye düşündürmemeliydi. 7 yaşındayken öğretmenine “Öğretmenim, gerçek annem ne zaman beni kurtarmaya gelecek?” dedirtmemeliydi.

Dün gibi hatırlarım, annem beni anaokuluna bırakıyordu, okulun ilk günüydü. Diğer çocuklar annelerinden ayrılırken ağlamışlardı, benim gözümden tek damla gözyaşı gelmedi. Herkes ağlarken anneme dönüp bakmadan okulun içine koştuğumu bilirim. Zaten hafızamda pek fazla çocukluk kalmadı fakat bunun gibi şeyleri unutamadım. Beni hep yıkmaya çalıştılar, dimdik durdum. Baba ve anne kavramlarının değerli olmadığını 11 yaşındayken gazetesini getirmedim diye babamın beni yerde tekmelediği zaman anladım. Açıkçası bir gün ebeveyn olup kızıma dünyaları vermek isterim. Şimdi bu zihniyetsiz insanların evinden gitmek için çalışıyorum.

Bu platform sayesinde çok iyi hissettim, gerçekten teşekkür ediyorum. Siz güzel kızlarım, asla yalnız değilsiniz ve asla yalnız olmayacaksınız. Belki birbirimizi görmesek bile hepimiz birbirimize kalpten inanıyoruz. Hepinizi çok seviyorum. Bir gün olmak istediğimiz kişi olmayı başarıp buraya başarı mektuplarımızı göndereceğiz.

(Görsel: Francis Gruber)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.