Küçüktüm, gücüm yoktu ama şu an kaybedecek hiçbir şeyi olmayan 20 yaşında bir kadınım.

Merhaba, bu sitede açılmak isteyip açılamayan ya da en sonunda bunu başarıp paylaşmak isteyen birçok kadının mesajlarını okudum. Ben de böyle bir hikâyeye sahibim ama bahsetmek istediğim nokta farklı.

Aşırı dramatik ve çeşitli rahatsızlıklara sahip ebeveynlerim ve yakın akrabalarımın psikolojik şiddeti sonucu dile getirişimden 1 sene sonra zorlu bir süreçle açılabildim. Başaramazsam intihar edeceğim dürtüsüyle gelen çok cesur adımlarla başardım bunu. Şu an açılmamdan sonra geçen 2. senedeyim ve dışarıdan her şey normal gözüküyor. Şimdi size bunun neden böyle olmadığını açıklayacağım.

Muhafazakâr ailem beni bir birey olarak görmüyor. Kararlarıma saygıyla yaklaşamıyor. Bir gün kendilerince öğüt vermeden nefes alamıyorlar. Geçmişimde bıraktıkları o acı hisleri, ellerimden aldıkları onca şeyi fark etmiyorlar bile. Geleceğimi de ellerinde tutuyorlar çünkü ben köklerimden kaçamıyorum.

Sevgiyle süsü verilmiş fakat zorla İmam Hatip’e gönderilmiş binlerce kız çocuğundan biriydim. Puanım ve potansiyelim çok yüksekti ama rezil bir okula gönderildim. Sığ sularda debelenen bir balıktan farkım yoktu, zihnim kapana kısılmıştı ve en kötüsü ben bunun farkındaydım. Eğlenceli lise anılarım olsun, ben de bir çocuk seveyim, ileride utanmadan hakkında anlatabileceğim bir liseye gitmiş olayım isterdim. Ama yalnızca büyük bir pişmanlıklar silsilesi. Gerçi diretirsem beni de okutmamakla tehdit etmişlerdi. Küçüktüm, gücüm yoktu. Ama şu an kaybedecek hiçbir şeyi olmayan 20 yaşında bir kadınım ve susmamaya ant içtim.

Muhafazakâr aile nedir? Sen 20 yaşında olsan dahi okuduğun kitaplara karışılması normaldir. Sürdüğün ojeye ve tırnağının uzunluğuna karışılması normaldir. İstediğin kıyafetleri giyememen normaldir. Çalışmak isteyip babandan izin alamaman sonucu onun eline bakmak normaldir. Yaptığın her ‘marjinal’ davranışta okutulmamakla tehdit edilmek normaldir. Yaptığın her ‘marjinal’ davranışta nefret söylemleri işitmek normaldir. İkircikli bir hayat yaşamak normaldir. Ailenin senin nasıl biri olduğunu bilmemesi normaldir. Sevgilini onlardan saklamak normaldir. Gece zorla namaza kaldırılmak normaldir. Yazları zorla Kur’an kursuna gitmek normaldir. Aslında çok istesen de yılbaşı gibi günleri odana kapanarak sessizce geçirmek normaldir. Dini günlerde Kur’an okumaya zorlanmak normaldir. Arkadaşların toplanıp tatil yapabilirken bunun senin için imkânsız olması normaldir. Erasmus kazandığın halde gidememek normaldir. Kendin aslında hâkim olsan da içkili restoranda ailenle yemek yememen normaldir. Konsere babandan gizli olmadıkça gidememen normaldir. Babandan korkmak normaldir. Ve daha aklıma gelmeyen bir sürü nokta…

İnsan açılayım da gerisi mühim değil diye düşünüyor başlarda ama insan olduğunu unuttuğu için. Her gün aslında nasıl bazen küçük bazen de büyük insani haklarımız gasp ediliyor, fark etmiyoruz. Ailem oldukları ve paraya sahip oldukları için itaat etmem bekleniyor. Ama ben sandıkları kişi değilim.

Açıklamaya çalıştım kendimi, babamla 2 senedir doğru dürüst konuşmuyoruz. Annem söylediklerimi anlamıyor bile. “Ben sizden farklıyım, bir bireyim” diyorum, bana “Günah” diyor. “Ben günah olduğuna inanmıyorum” diyorum, “Sen Allah’ın sözlerini mi reddediyorsun?” diyor. Anlamıyor.

Geçmişimden çok utanıyorum. Utanmamam gerektiğini bile bile. Nefret ediyorum ama kendimden. İnsanlara kendimden bahsedemiyorum. Bir ortamda lise anıları anlatılıyorsa hemen oradan kaçıyorum. Biri bana soru soracak diye ödüm kopuyor. Aile baskısının kırdığı gururumun farkına varmasınlar istiyorum. Onlardan nasıl soğuduğumu, hep kaçmaya çalıştığımı, aslında yuvam diye bir yerin kalmadığını ve yapayalnız olduğumu görmesinler istiyorum.

Lütfen kimse istençlerini bastırmasın, kolu açık diye giyemediği kıyafeti kalbine gömmesin. “Ojelerimi de silerim, bir şey olmaz” demesin ve kendinden vermesin. Bakın, bunlar bizim en basit ve en temel haklarımız. Aptal bir oje! Kendinizden küçük küçük vererek totalde neler kaybettiğinizin farkında değilsiniz. Ailenizi sevmek zorunda değilsiniz. Aileniz size sevgi veriyorsa boyun eğdiğiniz ölçüde veriyor. Ben annemden “Ölsen daha iyi.” lafını işittiğimde kalbimden bir parça koptu. Beni doğurduğu için kutsal değil, benim sahibim hiç değil. Buna psikolojik şiddet deniyor. Her gün yaşadığın küçük küçük hayal kırıklıkları.

Ben bu ikircikli hayatta mental sağlığımı stabil tutamıyorum artık. Terapiye gidiyorum. Lütfen sen de git. Biliyorum, istediğin gibi özgür olamayacaksın belki ama en azından ruhunu ailenden özgürleştirmen gerektiğine inanıyorum.

(Görsel: Emilio Longoni)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.