Çocukluğumu, gençliğimi ve ergenliğimin son dönemlerini düşünürken hayatımın hangi döneminde daha çok acı çektiğime hâlâ karar veremiyorum.

26 senelik hayatımın hatırlayamadığım ilk 1,5 senesi hariç her anında, ayak bastığım her yerde kendimi nasıl öldürebileceğimin planlarını yaptım.

Bu bir intihar değil, itiraf mektubudur.

24 seneyi aşkın bir süredir yaptığım planlara göre kendimi öldürmemin en mantıklı yolunun Taksim meydanında üzerime benzin döktükten sonra yere bağdaş kurarak oturup, sigaramın son dumanını çekip kendimi ateşe vererek, vücudum kül olana kadar hiç hareket etmeden ve hiç ses çıkarmadan, ölümü zihnimin her yerinde hissederek yavaş ve en acılı şekilde ölmek olduğuna karar verdim.

Bu plan size 66 yaşında “din adamlarının uğradığı zorbalığa tepki olarak” kendisini yakan ve ölene kadar hareketsiz ve sessiz kalan Budist rahip Thich Quang Duc’u hatırlatmış olabilir. Duc’un bunu yapabilmesine 7 yaşında Budizm eğitimi görmeye başlaması ve sonrasında 59 sene boyunca bu eğitime devam etmesi, son olarak da o yanarken onu etraftakilerden uzak tutan 2 öğrencisinin yardımı dokundu.

Duc’un bunu yapabilmiş olmasını, Duc’un bizzat kendisine değil de aldığı eğitime, öğrencilerinin yardımına, kısacası yaşadığı hayata yüklediğim için bana şaşırmayın. Ben, kendimi yakarken birilerinin beni söndürme ihtimalini ortadan kaldırmak için bile 2 senemi yalnızca bunu düşünerek geçirdim.

Yalnızca ilköğretim mezunluğuna ulaşabilecek bir eğitim hayatım oldu. Her şeyi deneyip yanılarak öğrendim. Hayata, insanlara ve tanrıya karşı kin doluydum. Hayatım boyunca çekingen ve utangaç birisi oldum, çevremdeki tüm insanlarsa bunu efendi ve akıllı olmak olarak gördüler. Hayatım boyunca hata yapmaktan korkmayan bir insan olmak istedim. Fakat hata yaptığımda beni tekrar heveslendirecek ya da hatamı kapatacak hiç kimsem olmadı. Ailem bile. Ailesi tarafından tacize ya da tecavüze uğramış olan insanlar burada beni daha iyi anlar. Size tecavüz eden aileniz, sizin onlara beslediğiniz düşmanlıktan daha fazlasını size beslerler çünkü kendilerine bunu yakıştıramazlar.

İlk tacize abim tarafından 1,5 yaşında uğradım ve bunu anneme anlattığımda hâlâ unutamayacağım şiddette bir dayak yedim. O günden sonra yaşadığım iyi ya da kötü her şeye tepkisiz ve mimiksiz kaldım. Tacize susmam peşinden tecavüzü getirdi ve ben bekaretimi kaybettiğimde 2 yaşındaydım. Bu durumu anlayan ablam da şansını bir kez deneyerek taciz etti, mimiksiz ve en donuk suratımla karşıladım onu. Annem eve geldikten sonra yüzüme uzunca bakıp “Ne oldu?” diye sordu. Mimiklerimin değişmediğini ve ağzımın açılmadığını görünce bana başka bir soru sormadan ablamı başka bir odada sorguya çekip olanları öğrendi ve sadece ablamı dövdü. Bu olayda dayaktan kurtulmamın tek sebebini anneme bunu anlatmayışım olarak gördüm ve hâlâ hiç kimseye yaşadıklarımı anlatamadım. Abimin ve ablamın beni taciz ettiğini öğrenen babam, bazı geceler penisini göt deliğime dayayarak uyumamı bekledi. Ne kadar rahatsız olsam da bu olayların bitmesi ve ailemi affetmesi için tanrıya ağlayarak babama sırtımı dönüp uyudum. Tüm bu olaylar size abartı gelebilir, fakat eşinden sıkıldığı için hayvana tecavüz eden, eşcinsel olmamasına rağmen birbirleriyle seks yapan, damacanaya penisini sokan Ortadoğu erkeğini hatırlamanızı istersem durumun ciddiyetini belki kavrayabilirsiniz. Babam tarafından tacize uğrarken uyuduğum bir gün uykumdan uyandığımda pijamamın aşağıya sıyrılmış olduğunu ve babamın 4 yaşındaki benim popoma bakarak 31 çektiğini gördüm, babam uyandığımı ve durumu gördüğümü fark edince hiçbir şey olmamış gibi penisini pijamasının içine sakladı ve uyuyormuş gibi duvara döndü. O günden sonra güzel bir rüya gördüğüm her günümün ilk saatlerini mutlu geçiririm. Abim tarafından yıllarca tecavüze uğradım ve abim artık götümden sıkıldığı için bıraktı beni. Kendi zihnimdeki ilk çocuk fahişeydim. Çocuklarla ve fahişelerle duygusal olarak hep yakın hissettim. Hayatımın büyük bir kısmını gay olup olmadığım hakkında kendimi sorgulayarak geçirdim ve ilk seks deneyimimi 22 yaşında bakire bir kızla yaşadım. İstedim ki kirli hiçbir şeye dokunmayayım ve dokunduğum her şey iyi olsun.

Ortaokuldan sonra aileme bakmak için okulu bırakıp iş hayatına atıldığım 14’lü yaşlarda önce tekstilde, sonra pastanede ve ardından lokantada, son olarak da inşaatta çalışmaya başladım. İnşaatta abimle birlikte çalışırken (abim ustamdı) sinir krizlerim ve baş ağrılarım yüzünden inşaatı bırakıp bir süreliğine boşluğa düştüm. Bu zamana boşluk diyorum çünkü o senelerden sadece parça parça görüntüler hatırlıyorum. Henüz reşit bile değilken, ilkokulda notları ve problemlere karşı çözümleri en iyi olan ben, en zeki olan ben, delirdim. Delirdiğim ailem ve çevrem tarafından benden büyük bir gayretle saklandı. Normal bir insan olduğum konusunda o kadar çok ikna edildim ki bir süre sonra normale döndüm. 20 yaşıma geldiğimde içimdeki ses ölmem ya da intihar etmem için çok fazla baskı kurdu ve askere gitmek için muayene oldum. “Komando olmak ister misin?” sorusunaysa “Evet, lütfen” diyebildim. Ölmek beni rahatlatacak tek şeydi ve ben korktuğum için intihar edemedim. 2 aylık komando eğitiminden sonra takımımız Hakkâri/Şemdinli/Durak karakoluna gidecekti ve hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum. Fakat bu topraklarda her mutluluğun bir bedeli var. Abim doğuda askerlik yaptığı için birliğimden zorla ayrılmak zorunda bırakıldım ve bir batı şehrinde jandarma olarak askerliğime devam edeceğim haberini aldım. (Durak karakoluna 9 Ekim 2016’da 5 ton patlayıcıyla intihar saldırısı yapıldı, acemi birliğinde birlikte olduğum bazı arkadaşlarım öldü ve ben ölmeyen tarafta olduğum için kendimi hiçbir zaman affetmedim.)

Usta birliğime teslim olduktan 3 gün sonra 15 Temmuz 2016’da darbeye katıldım. Katıldığım harekâtın ne olduğunu bilmeden o günün sabahına kadar çok fazla şey yaşadım. Sabah nöbetime devam ederken alaya giren polis konvoyuna kelepçelerle bindirildim ve karakola gideceğimi zannederken ücra bir yerdeki binanın içinde 5 gün boyunca işkence gördüm. Çocukluğumu, gençliğimi ve ergenliğimin son dönemlerini düşünürken hayatımın hangi döneminde daha çok acı çektiğime hâlâ karar veremiyorum. Vücuda giren elektriğin çıkmak istediği bir yer olurmuş. Ve o elektrik vücuttan çıkarken dümdüz bir delik oluştururmuş. Kuyruk sokumumun biraz yukarısında bir deliğim daha olmuştu askerdeyken. Hayatım boyunca detaylarla ve kimsenin ilgilenmediği şeylerle ilgilendim. Çünkü ben bir detaydım, çünkü ben kimsenin ilgilenmediğiydim. Islak battaniye üzerinize atılıp sopalarla ağır şekilde dayak yemeden -ki bu vücutta iz bırakmaz- bu hayattan gitmeyin, diyebilecek kadar mizahımı geliştirdim. Umut Sarıkaya bir karikatüründe “Acıyı bal eyledik” diyen arı maya resmi çizmişti ve ben Ortadoğu ne kadar komikse o kadar komiktim. Müebbet hapisten kurtulmak için hayatımda ilk kez yalan söylemek zorunda kaldım. Ve sonrasında hep yalan söyledim. Sevmediğim herkesi kandırdım. Yalan konusunda o kadar ustalaştım ki bir gün arkadaşlarımla Kadıköy’de bir barda otururken yeni tanıştığımız birisini medyum olduğuma ve karşımdakinin günahlarını görebildiğime ikna ettim. Adam numaramı almak için ne kadar ısrar etmiş olsa da vermedim. Oyun gibi yaşadığım bu hayatı, abimin doğum gününde sonlandırmak için Taksim meydanda sabaha karşı yere bağdaş kurarak oturup (2 öğrencim olmadığı için) telefonumu karşıma koyarak canlı yayında kendimi yakmak istedim. Hayatımın tek özel ve bana ait olan, benim karar verebildiğim anı buydu. Ben bu hayatın kaybedeni ve yaşayamadan öleniyim. Yaşım 26. Kimim bilmiyorum fakat bildiğim tek özelliğim hem duygusal hem de duygusuz olduğum. Delilik ve deha arasında yıllarca mekik dokudum. Ölmekle yaşamak arasında gittim ve geldim. Bazen gelmek istemedim. Hikayemin yalnızca bir kısmını yazabildim ve her paragrafta odamın zeminini aşındıracak kadar sert voltalar attım. Fakat bu benim hayatım. Yanlış zamanda, yanlış mekânda doğduğum için yıllarca zamandan ve mekândan münezzeh olmak istedim. Zamandan ve mekândan münezzeh olabilen yalnızca tanrıdır ve ben tanrı olmak yerine sadece tanrı kadar temiz olmak istedim. Ya da her gece uykumda inlemek ve ağlamak yerine, beni tanımayan herkesle aynı odada onları korkutmadan da uyuyabilecek kadar rahat bir hayat istedim. Bu hayata bir kez daha gelmek için her şeyi verebilirdim. Hayatım boyunca çok fazla şey istedim. İnsan olmamın azabını vücudumun her zerresinde hissediyorum. Ölemediğim her anın azabını kabuslarımdan mental olarak, bruksizm hastalığım yüzünden de fiziksel olarak yorgun uyanarak yaşıyorum. Ruhum acıyor. Ruhum paramparça. Ölülerden biraz daha heyecanlıyım.

(Görsel: Van Gogh)

Comment (1)

  1. Çok üzüldüm, hikayenin yarısına gelince sekmeyi kapattım ve düşündüm ben okuyamazken sen bunları yaşadın keşke senin için bir şey yapabilsem sana sarılıp herşeyin yoluna gireceğini bugünlerin elbet geçeceğini söyleyebilseydim keşke ablan ben olsaydım… Ah be kuzum ne olur kendine bir şey yapma başka bir ülkeye git yada başka bir şehre kendine tertemiz bir sayfa aç ve geçmişini de sana bunları yaşatanları da unut belki 26 yaşına kadar iyi bir hayatın olmadı ama bundan sonrası senin ellerinde çok gençsin daha canım yavrum kıyma kendine son bir kez düşün dualarım seninle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.