Oysa ben 13 yaşındayken agnostik olduğuma karar vermiştim

Merhaba,

Ben de anlatmak istiyorum. Anlatayım ki benzer hikayelerin baş kahramanı olan kız kardeşlerim yalnız olmadıklarını bilsinler istiyorum. Evet, her zamanki gibi muhafazakar ailede doğma şanssızlığına düşmüş bir kız çocuğuyum ben de. 20 yaşındayım, üniversite öğrencisiyim. Hayallerimdeki bölümü okuyorum, saçlarımda rüzgarı hissedebiliyorum ve sevgilimin dokunuşlarına korkmadan kucak açabiliyorum. Bu noktaya kolay gelmedim.

Ortaokulun son yılına başlamamdan itibaren yoğun bir psikolojik baskı vardı tesettüre girmeme dair. Oysa ben 13 yaşındayken agnostik olduğuma karar vermiştim. Bir yılın sonunda artık liseye başlayacağım yaz tatilinde en temel ihtiyaçlarımın bile birer istek olarak değerlendirilip de ”eğer kapanırsan bu ‘isteğini’ karşılarız” duruma ulaşınca işler, boyun eğdim. 14 yaşındaydım, çok sıkı tutmuyorlardı. Yazın köye gittiğimizde köy içinde başımı kapatmadan gezmeme çok bir şey demiyorlardı. Bu yüzden o zamanlar köye gitmeyi severdim. Kendi evimizde ise aynalara küserdim. İçime kapanmıştım ve her gün ağlıyordum. Çok başarılı bir öğrenciyken bu durum aksine dönmüştü. Müslüman olmadığım için İslam’ı da yansıtmıyordum ama İslamafobiye maruz kaldığım da oluyordu. Her şey çok saçmaydı.

16 yaşındayken artık tesettürden kurtuldum. Büyük kavgalarla, ağır yaptırımlarla. Ama hayat bu ya; kötü günler geride kalmıştı, daha kötü günler beni bekliyordu.

12 yaşındayken köyde bir çocukla tanışmıştım. Yaz aşkı, çocukluk aşkı, ergenlik hevesi… Ne derseniz artık, ilgi duyuyordum ona. Ne zaman köye gitsek onu görmeyi diler, köyden ayrılırken ağlardım. 15 yaşındayken yine köyde olduğumuz bir gün saçlarımın da açık olmasının mutluluğu ve uzun süredir aynalara küs bir kızın heyecanı ile onunla buluştum. İlk öpücüğümü ve ilk yakınlaşmamı yaşadım onunla. ”Sevgili” olduğumuzu söyledi. Kısa süre sonra köyden ayrılmamızla o komik sevgililik de sona erdi. Aradan biraz zaman geçtiğinde bazı vesileler ile meğer çok yakın bir arkadaşımı benimle aldattığını öğrendim. Evet, ona olan sevgimi bildiğinden ilişkisini gizlemişti arkadaşım ve böyle olunca beyefendiye de gün doğmuştu.

Aradan 1 yıl geçti. Başörtüsü adı altında kafamı çevreleyen hapishaneden kurtuldum diye mutlu mutlu yaşarken erkek şiddetinin başka bir boyutu ile tanıştım: cinsel şiddet.

Tekrardan köye gittiğimiz bir gün arabamızı görünce beni aradı. Özlediğini, son kez sarılıp özür dilemek istediğini söyledi. İnandım, buluştum. Gece 22.30 sularıydı, köy yolunun kenarında buluştuk. Pandemi vardı, maske takıyordum. Sarıldık, geri çekilmeme izin vermedi. Maskemi çıkarıp yere attı. Öpmeye, dokunmaya çalıştı. Direnişim karşısında yere itti beni. Bağıramadım. Biliyor musunuz o gece trafik kazası olmuştu ve 300 metre ileride jandarma vardı. Bağırsam bırakın hane sakinlerini jandarma müdahale edecekti. Ama bağıramadım. Neden? Çünkü gece saati kendi hür irademle buluşmuştum onunla ve daha önce aramızda bir şeyler yaşanmıştı. Bunların her biri ülkemizde onu değil beni suçlu kılmaya yetecekti. Bağıramadım. Tokatını yüzümde hissettiğim sırada bir araç geçti yoldan. İrkildi, geri çekildi yakalanma korkusuyla. İhtiyacım olan fırsat doğdu ve kaçtım elinden. Aileme anlatamadım.

Tüm bunları aştım. Başka bir sürü şey yaşandı ama mektubu daha da uzatmak istemiyorum. 19 yaşındayken intihara teşebbüs ettim. Kanlar içinde beni arabaya bindiren annemin komşulara görünmeme gerginliği yaşadığına tanık oldum. Ölmeyi beceremedim diye çok ağladım. Olsun. İyi ki beceremedim. Hâlâ dert tasa çok da… Biz çok güçlüyüz kızlar. Bir problemin üstesinden geliyoruz yenisiyle boğuşuyoruz. Sizi çok seviyorum, rüzgârınızla kalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir