Kendimi bir medresenin kapısında buldum.

Size kısacık ama ömrümün yarısı eden 22 yıllık hikayemi mini bir özetle anlatacağım.

Kötü bir çocukluk geçirdim. İlkokul ve ortaokulda hiç arkadaşım yoktu. Her zaman özgüvensizdim. Hiç bahçeye çıkıp oyun oynamazdım. Beden derslerinde okulun içinde bir köşede boş sınıf bulup tek başıma otururdum. Her zaman arka sırada oturup tek başına kitap okuyan, müzik dinleyen o kızdım. Herkes beni ‘sessiz kız’ diye tanırdı ama ben sessiz değildim. Sadece beni kimse duymuyordu.

Ödevlerimi yapar, dersleri az çok dinler ama evde hiç çalışmazdım. Bana kimse “Kızım ders çalış, şöyle yap, böyle yap” demezdi. Tek bildiğim şey resim yapmaktı. Hep resim çizerdim. Sadece resim öğretmenlerimle konuşmayı severdim. Onlar benim gözümde muhteşemdi. En büyük hayalim dünyayı dolaşmak ve ressam olmaktı.

Hiç çalışmamama rağmen liseye giriş sınavında 380 puan almıştım. Evin ilk çocuğuydum. Lise nasıldır, merak ediyordum; heyecan ve kaygı da vardı tabii ki. Ama sınavdan 1 hafta sonra kendimi bir medresenin kapısında buldum. Elimde valizimle beni o kapıda bıraktılar. Bana “Gitmek ister misin?” diye sorulmadı. Ben 8. sınıfı bitirdim ve bir medresede öğrenciliğe başladım. İlk girdiğimde ağladım. Gitmek istemiyorum, dedim. Evimden ve ailemden uzaktaydım. Kimseyi tanımıyordum. Zaten asosyal bir çocuktum ve orası bana çok korkunç gelmişti. Kimseyle tanışmadan küçük resim ajandamı alıp bana verilen ranzada oturdum. Resim çizmeye başladım. Kendimi rahatlatmaya çalışıyordum, o sırada biri geldi ve defterimi aldı. “Burada böyle şeyler yapılmaz, çıkışta alırsın” dedi. Öyle kaldım.

Artık başlamıştık bir kere. Buradan mezun olana kadar çıkışım yoktu. 2 haftada bir eve gelirdim. Hafta sonu kalıp dönerdim. Günler günleri kovaladı. Burada 4 yılı bitirdim. Son yıl benim için daha zor olacaktı. Ayda bir ev iznine gidebilecektim. 5. yılımdı ve artık bitiyordu. İstediğin zaman yemek yiyememek, camdan bakamamak, hava alamamak, hatta bakkala gidememek; sanırım bunların aslında ne kadar ağır şeyler olduğunu yaşamadan bilemezsiniz. Bu 5 yıl içinde oradaki dersler dışında telefon, internet, televizyon, kitap ya da roman gibi hiçbir şey ile meşgul olmadım. Hatta telefonumu kardeşime verdim. Orada bunları kullanmak yasaktı.

Her gece uyumayıp büyük mescidin en arkasına saklanır ve kitap okurdum. Saklanırdım, dedim çünkü kitap okumak yasaktı. Elimde hep İngilizce sözlükle gezerdim. Hayali bir arkadaşıma İngilizce mektuplar yazarak kendimi geliştirmeye çalışırdım. Video bile izleyemediğimiz için izinlerimizde her birimiz farklı diziler izler, sonra onu heyecanla birbirimize anlatırdık. Ben dinimi severdim, hâlâ seviyorum. Ama aklımda en ufak bir soru işareti kalmasına izin vermeden. Kadın haklarını savunarak, ataerkil düzene karşı çıkarak ve sürekli sorgulayarak. Bu yüzden hep garipsendim. Her şeyi sorguladım. Sorguladığım şeyleri hocalardan öğrensem dinden soğurdum ama öyle yapmadım. Araştırdım, okudum, bir sürü kaynaktan bilgi topladım. Böylelikle aklımda kalan son soru işareti de (İslam’da kadının yeri) uçup gitti. Teolojiye ilgim arttı, böylelikle İncil ve Tevrat’ı okudum. Mezun oldum. Bir sürü şey öğrendim. Ama şimdi ne yapacaktım? Derken, elime hep hayalini kurduğum bir fırsat geçti. Dünyayı gezmek için ilk adım olabilirdi bu. Afrika gibi yerlerde gönüllü öğretmenlik yapmak. Ama elbette ailem izin vermedi. Kursağımda kaldı. Sonra bir anaokulunda gönüllü yardımcı öğretmenliğe başladım. Müdür hanımın zorbalıklarına daha fazla dayanamayarak bırakmak zorunda kaldım. 2,5 yaşındaki çocuklara öğretmenlik yaparken henüz 18 yaşındaydım.

Artık ayaklarımın üstünde durmalıydım. İş aramaya koyuldum. Kasiyerlik, satış danışmanlığı; artık ne olursa kabulümdü. Sokak sokak gezdim. Kimse bana iş vermedi. Tecrübem yok. Mezuniyetim yok. İnsanlarla konuşmayı bile bilmiyorum. En sonunda bir gün önce başvurduğum ama haber gelmeyen dükkânın önünde beklemeye başladım. Saat sabah 8. Çalışmak istediğimi söyledim. Denemekten zarar gelmez, dedim. Burun kıvırdılar, hiçbir iş tecrübem yoktu. Ama başladım. Yobaz patronuma rağmen 9 ay orada çalıştım. Öyle ki bu adam, gelen erkek müşteriyle muhatap olunca bile “Neden erkeklerle konuşuyorsun?” diye beni azarlıyordu. “Yakışıyor mu, konuşmak için bahane arama” tarzında konuşuyordu. Artık her şey üst üste geldiğinde istifa ettim.

Elimde avucumda hiçbir şey yoktu. Belki hoca olurum diye düşünerek ilahiyata başladım. Bildiğim tek şey oydu. Yeni bir işe girdim. Bilgisayar kullanmayı bilmediğim için hor görüldüm, ki bunu en başında belirtmiştim. Teknolojiden uzak yaşamış biri olarak sürekli bilgisayar ve telefonla ilgili işlerim vardı. Pandemiden dolayı işten çıkarıldım. 1 yıldır işsiz bir ilahiyat mezunuyum.

Düşündüm ve tam zamanıydı; tekrar kayıt yaptırıp üniversite sınavlarına hazırlanmaya başladım. Resim bölümü okumak istiyordum. En verimli ve en genç zamanlarımı kaybetmiştim ama 1 yıl daha kaybetmek istemedim. Şimdi sınava 2 hafta var. Çizimler yapıyorum, test çözüyorum. Yaşadığım şehirde (İstanbul) devlet üniversitesi kazanmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Liseyi açıktan bitirmiş biri olarak sınavda ne kadar başarılı olurum, bilmiyorum. Elimden geleni yapacağım. Özel üniversitelerde burslu kazanırsam gideceğim.

22 yaşındayım. Ne dünyayı gezebildim ne ressam olabildim ne de yaşadım. Bir şeyler için kendi kendime çırpınıp durdum. Ağzına altın kaşıkla ne istese verilen insanları izledim. O altın kaşığa mızmızlık etmelerini izledim. Kadın olduğum için en basit haklarımın ve hayallerimin elimden alınmasını izledim. Hâlâ özgüvensiz biriyim. Kendimi hâlâ eğitimsiz ve cahil olarak görüyorum. Bu his biter mi, bilmiyorum. Olur da bir gün ressam olursam kız çocuklarının benim yaşadıklarımı yaşamaması için son nefesime kadar emek verecek, onlara sanatı sevdireceğim. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Türkiye’den bir kadın.

(Görsel: John William Waterhouse)

Comments (5)

  1. Bence şansını dene aöl mezunu olduğun kendini küçümseme sadece yök atlas verilerine bak ODTÜ den Cerrahpaşa’ya kadar ülkenin en iyi üniversitelerine giriş hakkı kazanan aöl mezunu var bence şansını dene bende aöl mezunuyum ve yakında mühendis olucağım bence hiç bir şey imkansız değil pes etme yeter

  2. Umit Erdal

    Küçük bir kız çocuğuyken elinizden resim defterinin zorla alınmasına çok üzüldüm. Çok büyük bir mücadele ediyorsunuz. Umarım yakın zamanda hayallerinizi kurduğunuz hayata ulaşabilirsiniz.

  3. cok uzuldum okurken gercekten cok guclusun baskasi olsa bu kadar dayanamazdi sana inaniyorum kazanicaksin sinavi kendine inan sen cok degerlisin bunu unutma bu saatten sonra kimse umrunda olmasin egitimine onem ver sadece

  4. Merhaba yazını okudum ve benzer şeyleri yaşamışız seninle dertleşmek isterim

  5. Oldukça akıcı ve kaliteli bir yazı olmuş. Bir çok duyguyu aynı anda barındıran…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.