Herhangi bir şeye inanmanın, bunlara açıklama getirmenin bana ne kadar süre doyum vereceğini merak ediyorum.

Merhaba, buraya çok uzun zamandır içimde birikenleri görünür kılmak için yazıyorum. Çünkü sesli veya en azından yazılı bir şekilde dile getirdiğimde, uzun süre boyunca imkânsız gelmiş gerçek daha da yaklaşıyor bana. Aslında anlatacaklarımı, üslubumu tanıyabilecek ve burayı bilen tanıdıklarım olduğundan çok çekiniyorum. Umarım tanıdıklarımdan kimse okumaz.

Ben 12 yaşımda tesettüre girdim. Hatırladığım, bunun sadece babamın özendirmesi ve teşvikiyle olduğu. Üzerimde baskı kurduğunu ya da psikolojik şiddet uyguladığını söylemiyorum, ama benim yaptığım da sadece itiraz etmemek oldu. Ne olduğunun azıcık bile farkında değildim. İlk zamanlara dair tek hatırladığım, başımı örtmeyi bir türlü beceremediğimdi. Hep arkadan saçım görünürdü, biri söylediğinde de çok gergin hissederdim ve çok utanırdım. Annem hep çalıştığı ve kendisi de tesettürlü olmasına rağmen o kadar hassasiyet duymadığı için bana bu konuda örnek olmadı, nasıl yapıldığını göstermedi ve çok fazla umursamadı.

Biraz daha büyüdüm, hazır başörtü aldım ve çok uzun bir süre başka hiçbir başörtü kullanmadım. Hiç hoş görünmüyordu ama pratikti. Bu sıralarda ben internetten arkadaşlar ediniyor ve bambaşka şeyler öğreniyordum. Bir tesettürlü kıza yakışmayacak, ‘Sen nereden öğrendin bunları?’ denilebilecek şeyler… Toplumumuzda son birkaç yıldır yeni yeni öğrenilmiş birçok düşünceyi, kimliği ben çok öncesinden öğrenmiştim ve belli bir düzeyde bilinç edindiğimi düşünüyordum. Başörtüsü hâlâ beni çok rahatsız etmiyordu, umursamıyordum diyelim, ama internetteki arkadaşlarıma hiçbir zaman tesettürlü olduğumu söylemedim. Gerçek hayatımda her yönden yaşadığım büyük özgüvensizlik, beni hayali arkadaşlıklar edinmeye, kendi gerçeklik algımı bile bile bozmaya itiyordu.

Liseye geçtim, artık düşüncelerim biraz daha olgunlaşmıştı. Hedeflerim ve ideallerim vardı ama yine boşluktaydım. Ruj sürmeye başladım, özendim, heyecanlandım. Makyaj yapmıyordum, ama solgun bir yüzün ortasında patlayan kırmızı bir ruj… Annem gülüyor, dalga geçiyor, sonra sakin bir şekilde makyajsız bir yüzde sadece rujun absürt göründüğünü söylüyordu. Babam rujları saklamaya, çöpe atmaya çalışıyor, “Bu halde benim yanımda dışarı çıkma” diyordu. Ben o zamanki tepkilerini de suçlamıyorum ve bunu dramatize etmek istemiyorum, kendi adıma en azından. Sadece trajikomik olduğunu düşünüyorum. Aslında annemin tavırları daha acı vericiymiş geçmişe dönüp baktığımda.

Sonra zamanla bu dış görünüşten ben de utandım ve bıraktım. Lisemizde üst dönemlerle alt dönemler arasında oldukça hiyerarşik bir kültür vardır, her türlü kimlikten ve sınıftan gruplaşma, abiler ablalar gırladır… O bitkin hapsedici akış beni de içine aldı. Bu isimlendirmelerden irrite olsam ve sorgulasam da anlaşılması için böyle ifade edeceğim; ‘İslamcı’ diyebileceğimiz, en azından zamanla okulda herkesin öyle nitelendireceği bir grubun içinde buldum kendimi. Tabii ki abiler ablalar vardı. Uzun uzun anlatmak istemiyorum, ama sınırlarım psikolojik olarak tamamen işgal edilmişti, hayatım bir vaazdan ibaretti sanki. Kitaplar hediye (?) edilirdi, önerilirdi, Youtube videoları atılır, saatlerce mesajlaşılır, bir insanı kaç şekilde manipüle edebilirseniz o kadar şekilde manipüle edilirdi. Ben artık güvenli ilişkiler kurduğumuz kişiler dışında insanlara herhangi bir kitap hediye etme düşüncesini bile olumsuz karşılıyorum, bu bile bir şeyi dikte etmek gibi benim için. Artık vaaz duymaya katlanamıyorum, sorulmadığı ve böyle bir istekte bulunulmadığı halde, herhangi bir konuya dair vaaz nitelikli “A” duymaya tahammülüm yok. O insanlarla iletişimi kesmemin ardından uzun zaman geçmesine rağmen, hayatımın günlük akışının ortasında bir anda aklıma bir an, mesaj, yaptığımız saçma ve radikal işler geliyor ve kendi kendimi sinirden yıpratıyor ve iğrenç hissediyorum.

Tüm bunların içerisinden tesettürü çekersek, o zamanlarda tesettürün anlamını düşünmeye başladım ve kalbimde gerçekten tesettürüme ilk defa bağlılık hissettim. Artık tamamen tesettüre uygun giyinmek istiyordum. Pantolon giymeyi bıraktım. Etek, ayak bileklerime kadar gelen manto, göğsüme kadar uzanan başörtü takmaya başladım. O zamana kadar olduğu gibi yine hoş göründüğümü düşünmüyordum, ama artık zaten öyle düşünmemem gerektiğine inandım. Güzel olmayı istememem gerektiğine inandım. Babam bu eğilimlerimin başında olumlu tepkiler gösterdi, sonra o bile rahatsız olmaya başladı. Pantolon ve tunik giysem ona göre daha iyiydi. Annemse çok şiddetli tepkiler veriyor, tamamen dalga geçmenin yanında saçma bulduğu için çok sinirleniyordu. Geçirdiğim düşünce değişimlerinden çok rahatsızdı, endişeleniyordu. Ama keşke bana gerçekten ulaşsaydı, o zamanki hayatımı kabusa çevirmek yerine.

Yine o zamanlara kadar namaz kılmıyordum, bir şeyleri keşfettiğimi ve İslami bilince ulaştığımı düşündükten sonra tüm ibadetlerimi düzenli bir şekilde uygulamaya başladım. Bunun yanında, okulumu şu anda da sevmemekle birlikte, o zamanlar sevmeyişime çok sağlıksız açıklamalar getiriyordum. Herkes bağnazdı, ben duyarlıydım. Kimsenin aklının ermediği şeyleri keşfediyorduk biz. Seküler müfredat midemi bulandırıyordu. Okulu bırakmak istiyor, kendi kendime öğrenimime devam etmek istiyordum. Bu annemle arama çok derin bir uçurum açtı, iletişimimiz yalnızca onun bağırmalarından ve benim duyarsızca ve hayatımın sonuna kadar bunu yapabilirmişim gibi susmalarımdan ibaretti. O zamanlarda annemin dostluğunu kaybettiğim için çok üzgünüm.

Zaman geçti, araya salgın hastalık girdi, zaten iletişimi kestiğim insanlarla ilişkimi daha keskin ifadelerle bitirdim, içinde bulunduğum, şiddetle inandığım her şeyden adım adım uzaklaştım. Önce namaz kılmayı bıraktım, sonra namaz kılmayı istemeyi. Önce Kur’an okumayı bıraktım; sonra hayatım boyunca Kur’an’ı anlamam gerektiğini, tefsirler ve hadisler okumam gerektiğini düşünmeyi.

O kişiler hayatımdan gittiğinde annemle aram düzeldi. Birbirimizi daha iyi anlamaya başladık ve hâlâ ona kırgın olduğum çok şey olduğunda birbirimizin en büyük destekçisi olmaya başladık. Ben geçmişteki tavırlarımın ve düşüncelerimin kaynağını daha iyi değerlendirdim. Kırgın olsam da annemin öfkesini anladım.

Yakın zamanda, bir buçuk senedir tesettürü bırakmak istediğimi de fark ettim ve kabullendim. Bir buçuk senedir, her hayalimde, kafamda oluşan her görüntüde kendimi saçlarım açık hayal ediyorum. Şu an lise son sınıftayım. Bu düşüncemi iki hafta önce bambaşka bir konu hakkında konuşurken anneme itiraf ettim, dillendirene kadar bile ne kadar uzaklaştığımı fark etmemiştim. Annem benim yanımda, sadece bunu sınavdan sonraya ertelememin mantıklı olduğunu düşünüyor. Endişeleniyor olsa da ve birçok şeye hazırlıklı olmam gerektiğini ifade etse de yapabileceğime beni kesin bir şekilde inandıran o oldu.

Ben en çok, zamanında bu konular hakkında beylik beylik konuşmuş biri olduğum için boğuluyor hissediyorum. Annemin aykırı düşüncelerine karşılık onun kızı olarak tam bir Müslüman gibi yetiştiğimi(!) akrabalarıma gösterdiğim için boğuluyorum. Ki ben, annemin ailesini, yani kendi ailemi çok, çok seven biriyim. Siyasi düşüncelerimi ifade etmem bile onların azıcık kalplerinin kırılmasına değmez benim gözümde. Beni daima seveceklerini biliyorum, ama gözlerinde kaybedilmiş olacak olma düşüncesi iğrenç hissettiriyor.

Ben hâlâ kendini Müslüman olarak nitelendiren bir insanım, sadece hayatı algılama şeklim değişti. Sadece, beni en çok boşlukta yüzdüren şey, cennete gideceğimi varsaysam bile bu dünya hayatından sonra bunun çok anlamsız geliyor olması. Cennetin anlamsız geliyor olması. Mükemmel bir Müslüman olduğumu varsaysam bile dünyayı ve hayatı hiçbir zaman başkalarının yaşadığı gibi yaşayamadan, çok kısıtlı duygu ve deneyimlerle ömrümü bitirip arkamda bıraktıktan sonra; cennetin ne anlamı olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir şeye inanmanın, bunlara açıklama getirmenin bana ne kadar süre doyum vereceğini merak ediyorum. Sadece ömrümü bazı şeylerin üstünde geçirmek istiyorum, sadece üretmek, can vermek istiyorum. Başka hiçbir şey değil.

Tesettürü bıraktıktan sonra, zor, çok zor şeyler yaşayacağımı düşünüyorum. Ki birçok insana göre daha şanslı bir durumda olmama rağmen. Ve bunların hayatımın geri kalanında bir şekilde hep peşimde olacağını öngörüyorum, geçmişte örtülü biri olmuş olarak. Değişen iktidar ve yönetimlerde daima insan hak ve özgürlüklerini savunacak biri olarak. Yine de diyorum ki kendime, doğru bir karardan sonra üzgün hissetmek sorun değil… Sorun değil. Sorun değil. İyi olacaksın kızım, iyi olacaksın.

Buraya yazmaya devam edeceğim.

(Görsel: Jean Etienne Liotard)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.