Ben 14 yaşında kapandım. Düzeltme: Zorla kapatıldım.

Merhaba. Ben Büşra. Adım ne güzel, değil mi? Özellikle anlamı; “müjde”. Keşke hayatım ve yaşam standartlarım da adım kadar güzel olabilseydi…

Bu bir isyan mektubu değildir, yanlış anlaşılmasın. Bu; çaresiz, artık yapabilecek bir şeyi kalmamış, hayattan zevk almayan yaşayan bir ölünün hayat hikayesi. Öncelikle, biz 7 kız kardeşiz. Ne güzel, değil mi? 5 ablam, 1 de kardeşim var. Abla yönünden oldukça şanslıyım. Annem ve babam bizleri ellerinden geldiğince iyi yetiştirmeye çalıştılar. Babam bize haram lokma yedirmemek için gecesini gündüzüne katıp çalıştı. 55 yaşında hâlâ bizler için çalışıyor. Annem desen çok duygusal bir melek, benim meleğim… Söyleyemese de beni gerçekten çok seviyor. Bana karşı ayrı bir duygu besliyor. Uzun lafın kısası bizi gerçekten çok seviyorlar. Keşke sevgileri yapmış oldukları baskının önüne geçseydi. Pek muhafazakâr gibi davranmıyorlar ama sanırım lafa gelince öyleler… Her neyse.

Ben 14 yaşında kapandım. Düzeltme: Zorla kapatıldım. Ben hiçbir zaman kapanmak istemedim. En azından zorla kapanmak istemedim. Bir gün Allah rızası için gerçekten içimden gelerek kapanacağımı umuyordum. Fakat olmadı. Malum baskıların ardı arkası kesilmedi. Çok direndim. Konuşmaya çalıştım. Oysa onlar benim söylediklerimi dikkate almıyor hatta söylediğim şeyleri saçma bulup her lafımın altına göndermeler yapıyorlardı. “Aç g*tünü de kurtul”, “o*rospu olacaksın, çingene olacaksın başımıza”, “bizim aileye yakışmaz, kapanacaksın” ve niceleri…

Lisemin ilk günü okula gidemedim. Daha çok küçüktüm ve bu baskıları kaldıramadım. İkinci günü kalktım, hazırlandım. Anneme ve babama elimden geldiğince gözükmemeye çalıştım. Çantamı alıp tam çıkıyordum ki kapıyı tuttular. Her ikisi de… Arkamda kimse yoktu; sırtımı yaslayabileceğim kimse yoktu, orada kalakaldım. “Ya o başörtüyü takarsın ya da okuluna gidemezsin” tehdidini duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Benim kırmızı çizgilerim vardır, okul hayatım buna dahil. Okul benim için bir kurtuluş, yaşam kaynağım, yaşama sebebim. Gitmeyip de ne yapacaktım? Beni çalıştıracaklardı. Ben okumak istiyordum, her genç gibi, her çocuk gibi. Mecburen kabul ettim ve o şeyi nasıl taktığımı bile hatırlamadan evden çıkıp gittim. Aşağıda arkadaşım beni bekliyordu. Beni öyle görünce çok şaşırdı. Benden böyle bir şeyi beklemiyordu. Gerçi ben de kendimden beklemiyordum. Tabii ki o kendi isteğimle kapandığımı zannetti. Belki de ben öyle hissettirmek istemişimdir. Zorla kapatıldığımı kimseye söylememekte kararlıydım. Niye saklıyordum, bilmiyorum ama saklamazsam kendimi aşağılanmış hissedecektim.

Okulun birkaç günü o şeyi kafamdan çıkarmanın planlarını kurdum. Dayanamıyordum. Ben bu değildim. Kendimi dış dünyaya tamamen kapatmak istemiyordum. Zaman geçiyordu ve ben değişiyordum. Değişmek istemiyordum. Ortaokulda susmak bilmeyen, grupta yoksa yokluğu hissedilen, hiçbir sportif faaliyetten geri kalmayan, esprileriyle ortalığı yıkıp geçiren Büşra’ya ne oluyordu? Değişiyordum. Asosyalleşiyordum. Kendimi dışlanmış hissediyordum. Hiçbir gruba dahil olmak istemiyordum. Tahtaya kalkmak bile işkence gibi geliyordu. Aman Allah’ım, ben gerçekten değişiyordum. Her geçen gün hayattan zevk alma kotamın dolduğunu hissediyordum. Bana bunu neden yapmışlardı? O zavallı, kendini bile savunamayacak yaşta olan bana neden bunları hor görmüşlerdi? İşin en kötü yanı da neydi, biliyor musunuz? Benim halimden anlayan ablalarım vardı. Ablalarım… Hepsi benim günden güne eridiğimi görüyordu ama hiçbiri arkamda durmuyordu. Oysaki benim geçtiğim yollardan onlar da geçmemişler miydi? Onlar da zorla kapatılmamışlar mıydı? Onlar da arkadaşlarının yanına öyle çıkmaktan utandıkları için evden başörtüyle çıkıp dışarıda çıkarıp oyun oynamamışlar mıydı? İşte en çok zoruma giden de buydu. Benim halimi onlar anlamıyorken annem ve babam mı anlayacaktı? Umudum kalmamıştı. Ben bununla sınanıyordum. O artık benim bir parçam olacak ve ben onsuz dışarı çıkamayacağım.

Bir dönem bu umutsuzlukla yıllarımı geçirdim. Çalıştım. Sevmeyi denedim. Belki taktığım bu şeyi gerçekten sevebilirim. Alışırım zannettim. Şöyle söyleyeyim, 4 senedir takıyorum ama hâlâ alışamadım…

Artık dışarı çıkmak istemiyordum. Annem ile babama hazırlanmam uzun sürüyor diye bahane uyduruyordum. Böyle dışarı çıkmak istemediğimi söylesem sürekli kavga çıkarıyorlardı. İlk zamanlar bunu çok söylüyordum. Yaptığım şey evde kaos yaratmaktan başka bir işe yaramıyordu. Hatta bir ara annemle yalnız konuşmayı denedim. Ona “Anne, ben başımdakini sevmek istemez miydim? Onu gerçekten içten gelerek takmak istemez miydim? Ama olmuyor; takmak istemiyorum, neden zorluyorsunuz, mutsuzum, görmüyor musun? Lütfen izin ver bana. Hem açılsam da öyle açık giyinmem, biliyorsun” dediysem de söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıktı. Böyle olacağını biliyordum ama bir umut…

Artık çok sıkılmıştım. Bunalmıştım. Arkadaşlarım beni bir yerlere çağırıyordu ama istediğim gibi giyinemediğim için gitmek istemiyordum. Alışverişe gitmeyi ise hiç istemiyordum. Seda kendine kıyafet bakınca ona çok imreniyordum. O, “Bana birkaç şey seçer misin?” deyince kendi giymek istediğim şeyleri ona öneri olarak sunuyordum. Daha nasıl acı çekebilirdim? Seda bana “Hadi sen de kendine bak” deyince ben hiçbir şey beğenmediğimi söylerdim. Halbuki onun aldığı şeyler benim beğendiğim kıyafetlerdi. Benim imkansızlarımdı. Çok koyuyordu. Çok acı çekiyordum. Saçlarımı çok seviyordum. Saçlarım uzun ve kumral. Onları bir boneye kıstırmak beni çok huzursuz ediyordu. Keşke onları savurarak dışarı çıkabilseydim diye kaç kere hayal etmişimdir… Benden bir büyük ablam, anne ve babama boyun eğmedi ve en iyisini yaptı. O şu an istediği gibi açık ve kendini mutlu hissediyor. Ona çok imreniyorum. Saçlarını her düzleştirdiğinde, aldığı her kıyafette, taktığı takılarda…

Bazen keşke okula gitmeseydim de çiğneseydim onları, diyorum. Ama bunu istesem de yapamazdım çünkü okula gitmek benim için bir ödevdi. Gitmeseydim kendimi eksik hissederdim. Bazı anlar oluyordu. Bunalıyordum. Daralıyordum. Sonuçta o şeyi takınca ben, ben olmaktan çıkıyordum. Başka birine dönüşüyordum. Bu beni çok huzursuz ediyordu. Fotoğraf çekinmekten soğur hale gelmiştim. Hayattan hiç ama hiç zevk alamıyordum. Ben daha küçücüktüm ya, küçücük. Hâlâ öyleyim…

18 yaşımdayım. Yaklaşık birkaç hafta önce üniversite sınavına girdim. Bu ikinci girişimdi. Çok fazla hayalim var. Bu insanlardan uzakta bir dostumla çok hayallerim var. Şehir dışında bir üniversite kazanıp derhal bu evden gitmek ve mümkün olduğunca geri dönmemek istiyorum. Bu sürede de açılmak istiyorum. Bu kararı bir günde düşünüp vermedim; yaklaşık 2 yıldır kendi içimde bunun analizini yaptım. Kararlıyım. Ben iyi bir insanım. Allah inancım var. Vakit buldukça namazımı kılmaya çalışırım. 10 sene Kur’an kursuna gittim. Dini boyutta birçok konuya hakimim. Yapacağım bu şeyin günah olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine, taktığım vakitlerde günahlarımın arttığını söyleyebilirim ama ispatlayamam. Evet, annesizlik benim için zor olacak. Fakat benim 5 senemi çaldılar; anne, baba dediğim insanlar… Üstelik en güzel senelerimi. Ergenliğimi. Gençliğimi. Enerji patlaması yaşamam gerektiğim o yıllarımı…

Yapacağım her şeyin arkasındayım, yanlış da olsa. Artık kendi kararlarımı vermek istiyorum. Artık bazı kişilerin hayatımdan ve bedenimden ellerini ve boş fikirlerini çekmelerini istiyorum. İnşallah istediğim şeyleri yapabilirim. Yoksa daha fazla dayanamayacağım. Kendime zarar vermek istemiyorum. Lütfen beni buna mecbur bırakmasınlar.

(Görsel: Nicolas Party)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir